İnönü’nün Harf Devrimi İtirafı!

Published by

on

Sayf Al-Furqan Publications, From Darkness Toward Light
Defending Islam. Exposing Falsehood. Calling to Truth.
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

Kamalistler hep: “Atam, harf inkılabını milletin okuyup yazması kolaylaşsın ve okuma yazma oranları artsın diye yaptı” derler. Peki, Atatürk’ün ilk adamı İsmet İnönü, kendi hatıralarında buna ne der?

İnönü’nün hatıralarında (Harf İnkılabı [1928]) bölümünde şunları söyler:

Harf İnkılabı, 1928’de ilan olundu. Atatürk, bir iki seneden beri bunu düşünüyordu. Vakit vakit bana açmıştı. Ben önce buna mukavemet ettim. Başından beri benim söylediğim, ”Enver Paşa harp ilan edilmeden böyle bir şeye teşebbüs etmişti; sonra muharebenin ilanı üzerine kaldırıldı. Tekrar eski hale döndük. Yine öyle olacak.” Çünkü, bu tecrübeyi yakından biliyordum.

Enver Paşa, yeni yazı şeklini emir olarak genelkurmaya verdiği zaman ben oradaydım. Yine o zaman da itiraz ettim. Bunu çıkaramazsınız, dedim. Nasıl yazıp, nasıl okuyacaklarını soruyordum. Onlar da yapacağız, edeceğiz, diyorlardı.

Ben, 1. Şube Müdürü idim. Hafız Hakkı, Erkânı Harbiye İkinci Reisi. Vazife için yanına giderim. İmzaya götürdüğüm evrak, hep yeni imla ile yazılmış. Kâğıtları önüne koyar, anlatırım. Hafız Hakkı, kâğıtları okumaz, bana bakar: ”Canım sen anlat, bunun içinde ne var” der. Çünkü kendisi okuyamıyor. Bunun üzerine ben anlatırım. Bir gün bana, ”Getireceğin yazıları, benim bildiğim yazı ile ayrıca yazdır da getir” dedi.

İstediği, bir evrakı iki ayrı yazı ile yazdıracağım, birini kolayca okuyup anlayacak; ötekini de anlamış gibi imza edecek. İtiraz ettim: ”Yapamam, dedim. Ben sizin istediğinizi yapacağım ve bana da maiyetimde bulunanlar iki ayrı yazıyla evrak getirecekler. Böyle şey olmaz.”

Şimdi, ben bu macerayı biliyorum. Harf İnkılabı ilan edilmeden iki sene evvel Atatürk’e söyledim:

– ”Bu, kolay bir iş değildir. Sen, harp zamanı karargâhta çalıştın mı?” dedim.

– ”Hayır”, dedi.

– ”Ben bilirim, dedim. Bunu tecrübe ettim. Bütün devlet muamelatı her şey bozulacak. Herkes iki yazı kullanacak. Kabul edildi diye kendisini mecbur hissederek yeni harfleri kullanacak, bir de asıl işidir, kıymetli işidir diye eski harfleri kullanacak. Başa çıkamayız. İyi düşün.”

Atatürk’e bunları söyledim ve benim ikazım cesaretini kırdı. Harf İnkılabı‘nı iki sene sürükledi. Resmi beyanlarında, grupta, partide yaptığı konuşmalarda, yeni harfleri düşünüyoruz, diyordu. Fakat başlayamıyordu. Nihayet, Harf İnkılabı‘nı emrivaki halinde ilan etmeden önce kendisine şöyle dedim;

– ”Bunu istiyorsunuz, yapacaksınız? Fakat, tatbik etmeyeceksiniz.”

– ”Kim?” dedi.

– ”Siz” dedim.

– ”Başta siz olmak üzere hiçbiriniz tatbik etmeyeceksiniz. Büyük bir inkılap hareketi yapacağız. Bir inkılap yapıldığı zaman, bunu tatbik etme mevkiinde bulunanların kararlarında inanç, ciddiyet ve sebat hakkında hiçbir şüphe olmamalı. Evvela biz, bunun birinci derecede tatbikçisi olmalıyız. Riayet etmeliyiz.”

Atatürk, söz verdi:

– ”Tatbik edeceğiz, ben başta olmak üzere hepimiz tatbik edeceğiz” dedi

Harf İnkılabı oldu. Herkes bilir ki, ondan sonra, ben eski yazıyı kullanmış değilim. Harf İnkılabı çıktıktan sonra, şimdiye kadar eski yazıyla yazmış olduğum 20 satırı bulmaz. Yapmadım. Yapamadım. Akıllılık ettim. Çünkü, ilk sıkıntıya katlanmayanlar, ömürlerinin sonuna kadar yeni yazıyı kullanamadılar. Yeni yazıya alışmak için birkaç ay, her ne kadar ise kabiliyetine göre sıkıntı çekip onun içine kapanmak lazımdı. Onu kullanmakta ısrar etmek lazımdı.

Cemiyete bunu yaptırmak için almadığım tedbir, katlanmadığım eziyet ve vermediğim eziyet, güçlük kalmamıştır. Ben, vekillerin, mebusların, memurların, herkesin cep defterini muayene eder ve eski yazı ile notlarını gördüğüm zaman mesul tutardım.

Ben başvekilim. Bir gün Genelkurmay’a gittim. Bana resmi iki kâğıt getirdiler. imza etmem lazımmış. Fakat biri eski yazı ile yazılmış. Bunu okuyup anlayacağım ve sonra yeni yazıyla yazılmış olanını imzalayacağım. Nedir bu, diye sordum? Mareşal öyle söylemiş. Ona evrakı hep bu tarzda götürüyorlarmış. Tıpkı Hafız Hakkı‘nın benden istediği gibi. Karşımdaki subaya:

”Yeni yazıyı kullanmıyorsunuz. Bu devletin kanunu değil mi? Siz devletin kanununu tanımaz mısınız?” dedim.

Çocuk ölecekti. Pancar gibi oldu.

Yeni harfleri öğrenmek için mektepler açıldı. Atatürk, her yeri dolaştı. Tahmin olunmaz bir şahsi gayret göstererek yeni harfleri memlekete mal etmeye çalıştı. Ama yaşlı bir adamın alıştığı harfleri bırakıp yeni harfleri öğrenmesi kolay olmuyor. Bu gibi kimselere bunu öğrenin demek de güç bir şey. Bunca zaman önce, çocuklukta öğrendiğim ilk harflerin şurası burası benzemez, yine de söker, okurum.

Sonradan öğrenilen bir harfle bunu sökmeye imkân yoktur. Hiç eski yazı bilmeyen insanların yazılarını ben okuyamıyorum. Halbuki eski yazılardan okuyamayacağım yazı yoktur. En aciz adamın en karışık yazdığını mutlaka söker, çıkarırdım.

Bütün bu anlattığım güçlükleri düşünerek, bilhassa yetişmiş insanların yazı ile münasebetlerinin bozulacağından ve cemiyette kültür hayatının kötürüm olacağından endişeliydim. İki harf kullanacağız ve yeni yazıyla tek harfli bir cemiyet hayatına geçiş için son derece uzun bir intikal devri olacak. Bu endişeyi duyuyordum. ”Yapamazsınız siz yapmayacaksınız, başkası hiç yapmaz” derken, bana işin aslından gelen bir endişe havası hâkimdi. Esas olarak Harf İnkılabı‘nın taraftarıyım.

Başlangıçta gösterdiğim mukavemet, anlattığım sebeplere dayanıyordu ve Atatürk benim bu mukavemetimi samimi olarak karşılıyordu. Kendisi; bir emrivaki yaparak bu inkılabı kabul ettiririm, İsmet Paşa’nın söylediği doğru, ben de uyarım, hep beraber çalışmalıyız, çalışırız, olur biter diye düşünüyordu. Onda böyle samimi bir kanaat vardı.

Bugünlere ait bir olayı hatırlarım. Atatürk, yanında bazı kimseler olduğu halde, bir yerde çalışıyor. Önünde eski yazıyla yazılmış birçok kâğıt var. Akşam üzeri ben kendisini görmeye gittim. İsmet Paşa geliyor, diye haber verirler. Hepsi telaşa düşer. Masanın üzerindeki kâğıtları kaldırırlar

Sözünde duruyor. Fakat acele bir iş yapılacağı zaman ve onun istediği vesika veya notu herkes kolayına geldiği gibi eski yazıyla verince ne olacak? Tabii çaresiz bir vaziyet. Bu son zamanlarda bile, koalisyon hükümeti olarak çalışırken, bakarım yanımda oturan Alican defterini çıkarır, eski yazı ile yazar. İçimden, şartlar müsait olsa ben sana gösteririm, derim. Bırakalım bunu, kendi partimizin adamına bir şey yapamaz hale geldim. Şimdi serbest… Herkesin cep defterine ne karışırsın, oldu…

Harf İnkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Okuma yazma kolaylığı Enver Paşa’yı tahrik eden sebeptir. Ama, Harf İnkılabı‘nın bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk. Arap kültürünün ve Arap dilinin tesiri hakkında, yeni nesiller bizim kadar fikir edinemezler. Bir misal olarak söylemek isterim: Benim çocukluğumda kültür sahibi adamlar, Türk dilinin kifayetsizliğinden, eksikliğinden meyus olarak bahsederlerdi ve bunun için cemiyet içinde hem Türkiye diye bir millet olarak Araptan ayrılığı kaldırmalıydık, hem de sağlam bir dile kavuşmak maksadıyla Arapçayı kabul etmeliydik, derlerdi.

Yani vaktiyle devleti kurarken ve Türk dilini yaparken Arap dilini kabul etmek doğru olacaktı, görüşünü hararetle savunurlardı. Anadolu’da ilk Türk devletini kuranların hepsi Türk beyi olarak devlet başına geçmişler ve milli hususiyetlerini muhafaza etmişlerdir. Sonra Osmanlılar devrinde, edebiyat vesilesiyle dil ihtiyacı genişledikçe sanatı Arap dili üzerinde işlemek hevesi milli kültürü zayıflatmıştır. Bizim devrimizde Latin harflerine geçmek Türk dilini ve milli kültürü kurtarmak için esaslı bir etken olmuştur. Şimdi, bütün sapmalara rağmen, yazıyı yeni harflerle öğrenmiş olanlar eski harflere dönemezler. Kuran kursuna gidenler için de böyledir.

Harf İnkılabı‘nı burada bağlayacağım. İnkılap ilan edildiği zaman herkes iki yazı ile başladı. Hükümet başında bulunduğum için gayet sıkı ve ciddi takip ederek devlet dairelerinden eski yazının kalkmasına çalıştım. Ne kadar sürdü, şimdi söyleyemeyeceğim, fakat asgari bir müddet zarfında resmi dairelerden eski yazı kalktı. Devlet memurları içinde eski yazıyı müsvedde olarak kullanmakta devam edenler, bu yazıyı bilmeyen insanlar memur olup işbaşına geldikçe, tabiatıyla seyrekleşti. Harf İnkılabı’, kadınların cemiyete girmesi ve erkeklerle eşit hale gelmesi, ancak zamanla yerleşecek inkılaplardır. Bunu bilerek inkılapları değerlendirmek lazımdır.

a.g.e. S. 112-118

Ayrıca İnönü’nün oğlu Erdal İnönü, hatıralarında şunları söyler:

Bu başlığı yazdıktan sonra düşündüm. O zamanlar böyle Meclis ya da kurultay açılışı gibi önemli toplantılarda önceden hazırlanıp metni yazılan konuşmalara nutuk derdik Böylece bunun her fırsatta yapılan konuşmalardan farklı bir seslenme olduğu belirirdi.

Artık nutuk sözcüğünü kullanmıyoruz. Nutuk yerine söylev desek de hemen her türlü seslenme eylemine konuşma diyoruz. Ama bu arada bir anlam farkını da kaçırmış oluyoruz. Babam ı Kasım 1945’te Meclis’i açarken söylediği nutukta çok partili demokratik bir düzene geçmeye kararlı olduğunu, bu defa hiçbir kuşkuya, tereddüde yer vermeyecek şekilde gösterdi. Metin Toker’in anısına göre, Celal Bayar da babamın bu ı Kasım nutkundan sonra demokrasiye geçileceğine inanarak parti kurmaya karar vermişti. Nutukta önce Cumhuriyet yönetiminin başlangıçta çağdaşlaşma devrimlerinin yapılabilmesi için zorunlu olarak otoriter bir tutuma başvurduğunu, ama demokratik bir gelişmeyi hep özlediğini anlatırken şöyle söylüyor:

Her manasıyla bir ortaçağ kurumu olan imparatorluktan modern, medeni ve bütün insanlık prensiplerini temel tutan bir cumhuriyet kurulmuştur. Devletin karakterinin, bu kadar büyük değişiklikleri meydana getirebilmek için, devrimci olması zaruridir. İlk devirlerde fesin yerine şapkanın giyilmesini ve devletin laik bir Cumhuriyet olmasını ve Latin haiflerini, bütün bunlan açık ve uzun tartışma ile kabul ettirmemizi insajlı hiç kimse bekleyemezdi...

CHP divanı o ayın son iki haftasında, Genel Başkan Vekili Şükrü Saraçağlu’nun başkanlığında ayrı ayrı günlerde altı kez toplanarak, çok partili düzenin getirdiği gelişmelere karşı CHP program ve tüzüğünde ne gibi değİşikHkler yapmak gerektiğini görüştü. İleri sürülen düşüncelere uygun önerllerin hazırlanması genel sekreterlikten istendi. 27 Ocak’ta yayınlanan divan bildirisinde en dikkati çeken bölüm, din öğretimi için vanlan karar. Şöyle deniyor:

Konuşmalar arasında din öğretimi konusu incelenirken, gizli öğretim veya Arap harfleriyle öğretim yapılmasına karşı uygulanan kanun yasağının bugün olduğu gibi kalması tabii görülerek, Cumhuriyet rejiminin esaslanndan olan laikliği en küçük ölçüde dahi bozacak her türlü anlayıştan uzak kalınması noktası üstünde tam bir görüş birliği olduğu tespit edilmiştir. İhtiyari olmak, okul binalan dışında kalarak her bakımdan hükümetin kontrolü altında bulunmak ana şartlan içinde her nevi hususi öğretimin tabi olduğu kanun yolundan, Milli Eğitim Bakanlığı ‘ndan izin alınarak, Türkçe harflerle hususi mahiyette din öğretiminin düzenlenmesi hükümet yetkilileri arasında görüşülmüş ve hükümet kendi yetkileri arasında bulunan bu işi düzenleyeceğini divana bildirmiştir.

Yukarıda yazılanlar, din eğitiminin ve Arapçanın direkt yasaklanmasına da delildir.

Batı uygarlığının klasik dillerine yönelmek fikri o günlerde Türkiye’de revaçta olan bir fikirdi. “Her uygarlık, temel düşünce kalıplannı ilk önce konuşı uğu dilden alır. Nasıl ki Osmanlılar vaktiyle birçok kavramı Arapça ve Farsçadan almışlarsa, biz de şimdi Yunanca ve Latinceden yararlanmalıyız. Onun için de bu eski dilleri öğrenmeliyiz.” deniyordu. Bu düşünceyi Ulus’taki yazılannda sık sık dile getiren bir değerli yazanmız da Nurullah Ataç idi.

Tiktok- IftiraTarihUtansin_ (hesabim engellendi)

Discord- iftiratarihutansin

Sitemiz- https://hayatimanvecihad8.wordpress.com/

Copyright; İsteyen istediğini kullanabilir, ancak bizi kaynak göstermeniz şart değildir. Yine de gösterirseniz daha iyi olur. Her iki durumda da hakkımız helaldir.

Author;

AuthorCaliphate Defence Force
TiktokCaliphate Defence Force
InstagramCaliphate Defence Force
TwitterTalha Ibn Yusuf
UpscrolledCaliphate Defence Force
YoutubeIftira Tarih Utansin
ScribdCaliphate Defence Force

Bir Cevap Yazın