Nezih Uzel kimin hakkında konuşuyordu?

Published by

on

Sayf Al-Furqan Publications, From Darkness Toward Light
Defending Islam. Exposing Falsehood. Calling to Truth.
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

“Nezih Uzel’in (1938) yazdığı “Atatürk’e Nasıl Vize Verdım: İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı Bennett Anlatıyor” kitabında, Çanakkale imha savaşı bölümünde (s. 63-67) şöyle geçmekte;”

“Makineli tüfek çağının en önde gelen savaşıdır, Çanakkale Savaşı. Kara ve deniz muharebeleri olarak anılan bu savaşta, Bırarn’ın ‘fare kapanı’nı en etkili biçimde kullanan taraflar, bu silahı efsaneleştirmek için olağanüstü çaba harcamışlardır. Makineli tüfek, bu savaşta ve bundan sonraki cephe ve şehir savaşlarında adeta Davud’un Cübbıt’ı yere indiren topuzu, Hektor’u yok eden Truvalı Aşil’in kalkanıydı.

Bu savaşın üzerinden 92 yıl geçti. Bugün dahi savaş alanına gidip ‘dedelerinin nasıl savaştığını’ merak edenlere de canlı anlatılan bir hikaye vardır: ‘Havada çarpışarak eriyen makineli tüfek mermileri…’ Savaş alanına yayılmış, bunlardan yüzlercesi hala topraktan çıkmakta, ziyaretçilerin yüreğini kabartmaktadır. Ancak karşılıklı kullanılan milyonlarca merminin nasıl olup da havada buluşacak kadar sık ateşlendiği kimsenin dikkatini çekmez. Bu harika savaş makinesinin hangi zihinlerin ürünü olduğu pek sorgulanmaz.

Çanakkale Savaşı’nda kullanılan ve o çağın en ileri teknolojisi ile üretilen silahlar, bu savaşın bir ‘silah fuarı’ şekline dönüştüğünü gösteriyor. Sergi standına çevrilen siperlerde silahlar, müşteriye uygulamalı tanıtılıyor, ne işe yaradığı anlatılıyor ve nasıl insan öldürdüğü, dakikada kaç can aldığı, tetiği çekene nasıl bir güç sağladığı izah ediliyor. Bütün bunların yanında savaş, kahramanlık, şehadet, cesaret sanki kan sofrasının şirin garnitürü…

Ordulara olağanüstü güç sağlayan makineli tüfeğin kullanımı ile dünyadaki savaşların artık bir ‘soykırım’ savaşına dönüştüğü görülmektedir. 1881 Paris fuarında bir İngiliz’in ‘Hiram Maxim’e ‘öyle bir şey icat et ki, Avrupalılar birbirini daha kolay boğabilsin’ demesinin ardından sadece 34 yıl geçmiştir. Ve Hiram, tavsiyeyi yerine getirmiştir. Bu silahla artık insanlar rahat rahat birbirlerini boğabilirlerdi.

Çanakkale Savaşı’nın gözlerden uzak düşmüş bir başka özelliği, birbirinden binlerce kilometre ötelerde yaşayan halkların buluşarak savaşa tutuşmalarıdır. Dünyanın bir ucundaki İngiltere, diğer ucundaki sömürgelerinden asker toplayarak getirmiş, yolun yarısında bir başka ulusun üzerine göndermiştir. Bunu hangi güçle başarmıştır? Nasıl bir temel devlet idealidir ki, Londra sömürgeleştirilmiş, soyulmuş, son noktasına kadar siyasal erkten uzaklaştırılmış insan topluluklarını böylesine vahşi bir sevkiyata ve soykırıma ikna edebilmiştir? 1900’lerin başında bir Avustralyalı’nın veya Borneo’lunun yanıltan bir Anzak’ın Çanakkale Boğazı’nda ne işi vardı? Bu soru, Çanakkale savaşlarının 90. yıldönümünde Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanları tarafından törenlere katılan İngiltere Prensi Charles’e sorulmuştur.

1915 Çanakkale Savaşları’nda tarafların kayıpları yaklaşık olarak şöyledir: Türkler: 251.309, İngilizler: 205.000, Fransızlar: 47.000. Savaş, denizde ve karada 8,5 ay sürmüştür. Şair Mehmet Akif Ersoy’un ‘tüm insanoğlu’ anlamında ‘akvam-ı beşer’ dediği insan toplulukları bu 8,5 ay zarfında birbirlerini boğazlamışlar; yarım milyon insan, kendilerini yöneten birkaç politik planlamacının eseri olan ve önlenemeyeceği varsayılan bir savaşta canlarını kaybetmişlerdir. Elbette ölenler şehit, kalanlar gaziydi; ama bu savaşa neden olanların ve çıkarları bunu önlemeye uygun düşmeyenlerin hiç de böyle bir şeref kazanma hakları olmadığını düşünüyorum. Tarih sadece ‘dürüstlere’ şeref madalyası verir.

Çanakkale Savaşı, her iki taraf için de bir ‘imha’ savaşıydı. O zamana kadar savaşlarda birbirlerinin siyasal gücünü dize getirerek yasal isteklerini, karşı taraftan silah zoruyla elde etmeye çalışan uluslar, eski çağların düello yapan şovalyeleri gibi kahramanca savaşırlardı. Çanakkale Savaşı ve sonrası ise ulusların birbirlerini ‘imha’ etme savaşlarıdır. Bu olayın savaş tarihi ve teorilerinden hareketle ‘toplum bilimi’ açısından yeniden incelenmesi gerekir. Bugüne kadar bu incelemeler yapılmamış, sadece kahramanlık destanlarıyla yetinilmiştir. Türkler bu savaşı kazanmışlar, ne yazık ki, hemen arkasından gelen politik savaşı kaybetmişlerdi. Zira Çanakkale Boğazı’ndan geçemeyen Müttefik Donanması iki yıl sonra elli beş parça gemiyle İstanbul Limanı’na demir atmıştı.

Müttefik donanmasını İstanbul’a getiren Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı sırada Rauf Orbay, donanma kumandanı Amiral Calthrope’a gelecek gemilerin arasında ‘Yunan gemisi bulunmaması için’ ricada bulunmuştu. Calthrope, bunu kabul etmekle birlikte Averof zırhlısını son dakikada işgalci donanmaya dahil etti. Gemiye gözlerden uzak bir yerde demirlemesi için talimat verdiğini söylüyordu. Averof, varsayılan bu talimatı dinlemedi. Dolmabahçe Sarayı’nın önüne demir attı. Bu da yetmedi, Calthrope, Averof’ta bir resepsiyon verdi ve yenik Türkiye’nin başı yerde generalleri, devlet adamları, halk temsilcileri bu davete icabet ettiler. Savaş sonrasında muzaffer İngilizler, Türklere açıkça hakaret ediyorlardı.

Müttefik donanması ile birlikte 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a 3.500 asker çıkarıldı. Bunlara daimi kalmaları için yer bulundular. Askerler şehre dağıldılar. İstanbul’un silahlı işgali ve 15 Mart 1920 Letafet Apartmanı faciası, bundan bir yıl, sekiz ay sonradır. İngilizlerle birlikte İstanbul’a İtalyanlar ve Fransızlar da gelmişti.

Fiili işgalden önceki iki yıla yakın zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun 450 yıllık başkenti İstanbul, o yıllara kadar hiçbir zaman yabancı bir devletin işgaline uğramamıştı; şehir hiçbir zaman şerefsiz bir saldırı yaşamamıştı. İşgalden yüz yıl önce, yelken döneminde, Sultan III. Selim zamanı, birkaç İngiliz savaş kadırgası Çanakkale Boğazı’nı geçerek Marmara’ya girmiş ve bir sabah aniden Topkapı Sarayı’nın önünde görülmüştü. Ancak bu askeri olay, bir işgale dönüşmeden diplomatik yollarla halledilmiştir. İngilizler, 400 yıl hiçbir yabancı bandralı dalgalanmadığı bu suları bir günde terk ederek gitmişlerdi.

Yüzyılın başında İstanbul’un uğradığı gerçek işgal, bu şehrin tarihinde derin izler bırakmıştır. Bu işgal sadece askeri değil, aynı zamanda sosyal bir hareket; şimdilerde moda olan deyimle bir medeniyetler çatışmasıydı. Belki ‘medeniyetler karşılaşması’ daha uygun düşecektir. Bu şehrin yakın tarihinde tartışmalı adıyla kendini gösteren İngiliz subayı Yüzbaşı John Godolphin Bennett, bu olayın mahsulüdür. Bennett, makineli tüfekle süslenen ve dağılmakta olan İngiliz Milletler Topluluğu’nu, bu icat yüzünden olağanüstü başarıları ile yeniden hayata döndüren, İngiltere Kraliyet Ordusunun başarılı bir neferiydi. O da geri kalanları küçümsüyordu. Hiç kuşkusuz, o da tüm meslektaşları ve onların arkasında duran politikacıları, giderek tüm İngiliz kamuoyu gibi ‘üstün ırk’ iddiasındaydı.

İşgal sırasında İngiltere’de bir ara ‘İstanbul’u Yunanlılara verelim, Ayasofya’yı kilise yapsınlar’ fikri doğmuştu. Buna karşı çıkanlar oldu. İngiliz kamuoyu inanılması güç biçimde ‘İstanbul’un Türklerden geri alınması’nı tartışıyordu. Acaba o sırada bir Osmanlı vatandaşı ‘Londra’yı İngilizlerden alalım…’ demiş olsaydı, nasıl bir tepki görürdü, merak ediyorum. 1900’lerin başında dünyada yaşlı savaş geleneğinin ulaştığı nokta gerçekten ilginçti.

Çanakkale Savaşı’nı bir ‘imha savaşı’ şekline sokanlar ve daha sonra 450 yıllık Osmanlı başkentini fiilen işgal edenler, yer yüzünde işte o üstün ırk iddiasında olanlardır. Bunlar, kendi uygarlıklarının karşısına dikilen diğer uygarlıkları, insan topluluklarını ve farklı yaşam biçimlerini, arzın satılımdan silebilecekleri ölçüde yasallık ve devamlılık kazanacaklarına inanmışlardı. Bu inançlarını daha sonra denemeye devam edecekler ve bu düşünce ve davranışlarını ekonomik ve endüstriyel çıkarların çok ötesine taşıyarak yeryüzü çapında bir sosyal reform düzeyine ulaştıracaklardı. Başarılı oldular. Bugün ulaştıkları nokta budur.“

Learn more.↗

mhm, “Fiilen işgal”, “üstün ırk iddiaları”, “sosyal reformlar,” ‘bugün’ yani 1938-2009 civarında… bana birilerini hatırlatıyor.

Author;

AuthorCaliphate Defence Force
TiktokCaliphate Defence Force
InstagramCaliphate Defence Force
TwitterTalha Ibn Yusuf
UpscrolledCaliphate Defence Force
YoutubeIftira Tarih Utansin
ScribdCaliphate Defence Force

Bir Cevap Yazın