بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
- 1- SECIMLER
- 2- Inönünün haberi varmiydi?
- 3- 21 Temmuz 1946 milletvekili seçimleri
- 4- ITIRAFLAR
- 5- SONUC
1- SECIMLER
21 Temmuz 1946 Pazar günü yapılan milletvekili seçimleri, yurdumuzdaki tek dereceli ilk seçimdir. Seçim tek derecelidir ama bu seçimin açık oy, gizli tasnif gibi pek acayip bir hükmü de vardır. Şöyle ki: Seçim günü sandık başlarına konulan uzun masalar üzerinde seçime katılan partilerin ve müstakil adayların listeleri bulunur, seçmen istediği listeyi herkesin gözü önünde buradan alıp yine herkesin gözü önünde sandığa atar, tasnif ise gizli yapılır ve sayımdan hemen sonra da oy pusulaları yakılırdı.
1946 seçimleri bu kanuna göre yani “açık oy, gizli tasnif” hükmüne ve hatta “gizli tasnif” de tamamen CHP’lilerin keyfine göre yapılmış ve o seçimlerdeki oy hırsızlıkları, mazbata sahtekârlıkları Meclis zabıtlarına kadar geçmiştir. Biz bugün sayfalarımızın müsaadesi nispetinde 1946 seçimlerine temas ederek CHP’yi demokrasinin kurucusu ilan edenlerin iddialarının ne derece asılsız olduğunu gözler önüne sermeye çalışacağız.
Peşinen kaydedelim ki CHP, 1946 milletvekili seçimlerinin parti aleyhine neticeleneceğini tahmin etmemiştir. Bu gerçeği İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker de kabul eder ve o devirle ilgili tetkikinde;
“CHP için en büyük kozu İsmet İnönü faktörü olduğu zehabıydı(Boş inanç). Sonradan bu zehabı ben İsmet İnönü’nün kendisinde de fark etmişimdir. İnönü ve CHP sanıyorlardı ki II. Dünya Harbi gibi bir badireden Türkiye’yi selametle çıkardığından dolayı millet Millî Şef’e minnettardır. Ona ve partisine başkalarını ve onların partisini asla tercih etmeyecektir. Bir maceraya girmek istemeyecektir. Güvenini gene İsmet Paşa’nın kanadı altında arayacaktır.” der.
CHP ve onun başındaki İsmet İnönü, 1946 seçimlerine, Metin Toker’in de itiraf ettiği bu zan ile girmişler ve 21 Temmuz günü akşamı açılan sandıklarda zannettiklerini bulamayınca türlü kanunsuz yollara başvurmuşlar ve yine kendilerinden birinin, mesela Nadir Nadi’nin ifadesiyle;
“…Bütün hükümet kadrolarının CHP’yi tutması ile ve birçok kanunsuz işlemler sonucu olarak Demokrat Parti adaylarından önemli bir kısmı kazandıkları oylardan yoksun bırakılmışlar, onların yerine CHP adayları kazanmış gibi gösterilmişlerdir.”
Ve yine mesela Hüseyin Cahid Yalçın’a göre
“1946 seçimlerinin her tarafta kusursuz cereyan etmiş olacağını iddia etmek gülünçtür.”
21 Temmuz 1946 milletvekili seçimleri bütün yurtta böylesine yolsuzluklar içinde geçmiş ve bu yolsuzluklar bilhassa İstanbul’da pek bariz bir hal almıştır. İstanbul’daki bu yolsuzluklara temastan evvel hemen kaydedelim ki devrin Dâhiliye Vekili Hilmi Uran, seçimlerde hile yapıldığı iddiasına Demokrat Parti’nin “propaganda ve demagojisi” derken Demokrat Parti İzmir İl Başkanı Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, Reis-i Cumhur ve CHP “Değişmez Başkanı” İsmet İnönü’ye çektiği telgrafta şöyle feryat ediyordu:
“Seçimler, kanunu hiçe sayan keyfi emirler ve CHP’nin dikte ettiği usullerle yapılmıştır. Halkın gözleri önünde şehirde, bilhassa ilçelerde idarenin hudutsuz ve merhametsiz baskısı altında millet hakları pay-i mâl edilmiştir. Buna rağmen partimiz %70’i aşan bir ekseriyetle seçilince bu defa tasnif tutanaklarının değiştirilmesi gibi iğrenç bir tedbire başvurulmuştur. Tarihimizde bir misaline daha rastlayamadığımız bu büyük ahlaksızlık karşısında yüz binlerce yurttaş meyustur. Durum dakikadan dakikaya ağırlaşmakta ve üzerinde durmamızı gerektirir mahiyet almaktadır. Bu sebeple umumi tasnif neticelerinin ilanından evvel keyfiyeti inceleterek haksızlığın düzeltilmesini ve yurttaş izzet-i nefsinin kurtarılmasını rica ederim.”
Milletvekili seçimlerindeki yolsuzlukları devrin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye duyuran yalnız Demokrat Parti İzmir il başkanı değildir. Hatay’daki Demokratlar da İsmet Paşa’ya müracaatla gördükleri zulüm ve işkencenin tespiti için bir heyet gönderilmesini isterler.
Seçim yolsuzluklarına o günlerin ünlü gazetecisi Ahmet Emin Yalman da şahadet eder ve hatıratında;
“İşlerin içinde yaşadığım için 1946 seçimlerinin geniş ölçüde baskı, fesat ve hile ile yürütülmüş bir seçim olduğunu kesin şekilde biliyorum.” der.
Ord. Prof. Ali Fuad Başgil ise bu yolsuzluklardan bahisle;
“1946 seçimleri, hükümetin baskısı, memurların tehdidi ve hatta her türlü tarafsız kontrolden uzak parti vazifelilerinin seçim sandıklarını açarak oyları değiştirmesi sayesinde kazanılmıştı. Seçimlerde hile ve sahtekârlık yapıldığına o kadar inanılmıştır ki muhalefet çevrelerinde İnönü’ye ‘rey hırsızı’ adı takıldı.”
1946 milletvekili seçimlerindeki yolsuzluklar ordu içinde de bazı huzursuzluklara sebep olmuş ve iddia edildiğine göre 1950 milletvekili seçimleri arifesinde pek çok subay, 1946’daki yolsuzluklar tekrarlanırsa bir darbe teşebbüsünde birleşmişlerdir. Son yıllarda hatırat yayınlayan bazı kurmay subayların bu mevzuda itirafları vardır.
1946 seçimleriyle ilgili kaynakların bazılarında, bu seçimlerdeki yolsuzluklardan İsmet İnönü’nün haberi yoktur. Sadi Irmak bu iddiadadır. Der ki bu zat:
“1946 seçimleri kuşku uyandıracak bir nitelik göstermiştir. Bizim kanaatimiz odur ki bu seçim günahı o devrin liderinin değil, gayretkeş idare ve politika adamlarınındır.”
Faik Ahmed Barutçu da bu iddiadadır. Fahir Giritlioğlu ise aynı mevzuya temasta şunları söylemektedir:
“Birçok idareci Milli Şef’in görüş ve arzularını tespite çalıştılar. Kendilerine göre de tefsire giriştiler, seçimlerde CHP’nin kazanmasına çalışmayı vatana bir hizmet şeklinde telakki ettiler.”
Fahir Giritlioğlu’nun bu satırları üzerinde bir an durmak gerekir. “Birçok idareci Milli Şef’in/İsmet İnönü’nün görüş ve arzularını tespite çalıştılar.” diyen Giritlioğlu, birçok idarecinin CHP’nin kazanmasına çalışmayı vatana hizmet şeklinde telakki ettiklerini kaydediyor ama Milli Şef’in “görüş ve arzularının” ne olduğunu sarahatle yazmıyor. CHP’nin seçimleri kazanması için türlü yolsuzluk yapıldığına ve bu yolsuzlukları da Milli Şef’in “görüş ve arzularını tespite çalışan idareciler” yaptığına göre acaba yapılan yolsuzluklardan İsmet Paşa’nın haberi yok mudur?
2- Inönünün haberi varmiydi?
İsmet İnönü, sonraları partisinin bir toplantısında, 1946 seçimlerinden bahisle; “Bir talihsizliktir. Demokratik rejime girmek kararını verdiğimiz zaman bazı zekâlar bu seçim mekanizmasına ne ölçüde hile karışabilir, bunu keşfetmeye gayret sarf etmişlerdir.” dediğine göre 1946 seçimlerinin hangi yolsuzluklarla nasıl kazanılabileceği hazırlıklarından haberdardır ve bu durumda her şeyden evvel o yolsuzlukları önlememekten mesuldür.
Kaldı ki o meşhur seçimlere hile karıştıranlardan hiçbiri seçim sonrasında takibata uğramamış, üstelik yolsuzlukları yöneten parti müfettişleri vazifelerine devam etmişlerdir. Ve hatta bunlardan biri olan İstanbul seçimlerinin başındaki Cevdet Kerim İncedayı, seçim sonrasında kurulan hükümette bakan olarak alınıp taltif edilmiştir.
İsmet İnönü, 1946 seçimlerinden sonra istifa eden Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun yerine hükümet kurma vazifesini, sertliği ile tanınan Recep Peker’e -Hilmi Uran’ın Hatıralarım’a göre istemeyerek vermiş ve böylece muhalefetin şikâyetlerini, istemediği Recep Peker vasıtasıyla önlemek istemiştir. Bu durumda İsmet Paşa, İstanbul seçimlerini incelerken görüleceği gibi nasıl milletvekili seçildiğini bildiği Recep Peker’i başbakanlığa getirmekten de mesuldür. İsmet İnönü, o devirde şaibeli bir seçimden sonra hükümeti başka birine kurdurmak ve böylece yolsuzlukları tasvip etmediğini göstermeliydi.
Şaibeli bir seçimden sonra devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu istifa etti ve yeni hükümeti CHP müfritlerinden Recep Peker kurdu.
İsmet İnönü, bu 1946 seçimleri dolayısıyla öylesine gözden düşmüş, seçim yolsuzlukları halkı paşaya o derece düşman etmiştir ki yeni milletvekilleriyle Meclis toplanıp da CHP’lilerin oylarıyla İnönü tekrar cumhurbaşkanı seçildiğinde, ilgililer paşayı arka yollardan ve kimse görmeden Meclis’e getirmişler, güzergâhın neden değiştiğini soran İnönü’ye ise trafik sıkışıklığından söz etmişlerdir.
3- 21 Temmuz 1946 milletvekili seçimleri
Geçelim, 21 Temmuz 1946 milletvekili seçimlerinin İstanbul’da hangi yolsuzluklarla nasıl yapıldığına ve o seçimlere Demokrat Parti İstanbul listesi başında “müstakil aday” olarak katılan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bu adaylığı meselesine…
Mareşal Fevzi Çakmak, 1946 milletvekili seçimleri arefesinde emekli bir Genelkurmay başkanıdır. Daha evvel teferruatıyla incelediğimiz gibi Mareşal, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı yıllarında emekliye sevk edilmiş ve bu hadise bir “Mareşal-İsmet Paşa ihtilafına yol açıp doğan ihtilaf Fevzi Paşa’nın ölümüne dek sürmüştür. Mareşal, Genelkurmay başında bulunduğu yirmi küsur yıl zarfında her iki devlet reisi ile yani Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü ile gayet güzel geçinmiş, hiçbir muhalefeti görülmemiş, ancak emekliye sevk edilmesi kendisine pek giran gelip küskün bir hâlde evine çekilmiş ve 1946 seçimleriyle de Demokrat Parti saflarında İsmet İnönü’nün karşısına dikilmiştir.
İddia edildiğine göre CHP, mareşale daha evvel müracaat edip -hem de en az beş defa– milletvekili ve sonra da Meclis reisi yapmak istemişse de mareşal CHP’nin tekliflerini kabul etmemiştir. CHP’nin bu teşebbüsünü 1946’da devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu açıklamıştır. Demokrat Parti Genel Başkanı Celal Bayar’ın 27 Haziran 1946’da, mareşalin Demokrat Parti İstanbul listesi başında “müstakil aday” olduğunu ilan edip mareşalin evinde işsiz oturmasının münasip olmayacağını söylemesi üzerine Başbakan Şükrü Saraçoğlu, yukarıdaki iddiayı öne sürmüş ve şunları söylemiştir:
“Demokrat Parti lideri Sayın Celal Bayar gazetecilere beyanatta bulunup, “Mareşalin işsiz güçsüz evinde oturması yazık olur.” demiştir. Bu ifadede bize, hususiyle hükümet başında olarak kendime umumi efkar önünde bir tariz propagandası sezdim. Kendimi vatandaşlar önünde cevap vermeye mecbur görüyorum. Sayın mareşal emekliye ayrıldıktan sonra muhtelif yerler açıldıkça kendisini milletvekilliğine aday göstermek için hiç olmazsa beş defa müracaat ve ricada bulunulmuştur. En son defa Büyük Meclis’in seçimi yenilemek kararını vermesinden bir-iki gün sonra evine bizzat giderek milletvekilliği için aday göstermemize muvafakatlarını rica ettim, itiraz ettiler. Buna karşı da adaylığını emr-i vaki yapacağımızı söyledim. Çok rica ederim, böyle bir şey yapmayınız, gücenirim. cevabını verdiler; ricamı kesmeye mecbur oldum. Sayın mareşalin Demokrat Parti listesinde müstakil aday olarak gösterilmesi için kendisiyle mutabık olduğunu Bay Bayar beyanatında söylüyor. Tamamen hakları olan bir konu üzerinde söz söylemek aklımdan geçmez. Yalnız mareşali işsiz güçsüz evinde bırakmak tarizi bana karşı haksızlık olur.”
Devrin başbakanı ve CHP Genel Başkan Vekili Şükrü Saraçoğlu’nun bu iddiasının ilk kısmına yani mareşale milletvekilliği adaylığı için en az beş defa müracaat edildiğine, kendi beyanatından başka kaynaklarda rastlanmaz. Ancak ikinci kısmı yani “son defa büyük Meclis’in seçimi yenilemek kararını vermesinden bir-iki gün sonra”, seçimlerin 21 Temmuz’da yapılmasına Meclis’in 10 Haziran günkü toplantısında karar verildiğine göre azamî 15 Haziran’da Saraçoğlu’nun mareşali ziyaretle milletvekili adaylığı teklifi ve Fevzi Paşa’nın bu teklifi reddetmesi doğrudur. Bunu mareşal de teyit etmiş ve Cihad Baban’a;
“Bana Saraçoğlu geldi. Milletvekilliği ve arkasından da Meclis başkanlığı teklif etti, reddettim.” demiştir.
İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker de 1946 seçimleri arefesinde CHP’nin mareşale müracaatından bahisle der ki:
“İlk alarm CHP’nin Manisa bölgesi müfettişi Hüseyin Hulki Cura’dan geldi. Cura, İsmet İnönü’ye, Manisa’daki Demokratların mareşali kendi adayları gibi propaganda ettiklerini bildirdi. Bunun üzerine cumhurbaşkanı (İnönü), başbakanı (Saraçoğlu’nu) mareşale yolladı ve ona CHP listelerinde isteyeceği yeri teklif etti. Cevabı, Saraçoğlu bir gece Çankaya Köşkü’ne getirdi. Çakmak şöyle demişti:
‘Ben askerim. Meclis’te işe yaramam!’
Şükrü Saraçoğlu mareşalin Demokratlarla da bir ilişkisi olmadığı inancını söyledi. Fevzi Çakmak kendisine samimi konuşuyor gibi gelmişti. İnönü’nün yanında Nihad Erim de vardı. O dedi ki: ‘Mademki öyle Demokratların yaptıkları propagandayı kendisine tekzip ettirelim. Saraçoğlu, bunun meseleyi büyülteceği fikrini söyledi. İş Çankaya’da kapandı. Halbuki mareşalin Demokratlarla ilişkisi vardı ve aracılar onun eski yaveri Ahmed Atman ile Atman’ın muhasebecisi Hikmet Yazıcıoğlu idi. Onları sık sık Sümer Sokak’ta (Demokrat Parti Genel Merkezi’nin bulunduğu sokak) görmek kabildi.
Celal Bayar’ın bana sonradan açıkladığına göre daha Demokrat Parti’nin ilk kuruluş günlerinde kendisi mareşale ‘çengel atmak istemişti.’ İzmir’de bir emekli hava generali vardı. Bu, mareşalin damadıyla birlikte mareşalcidir, diye emekliye ayrılmıştı. Bayar ona İzmir İl başkanlığını teklif etmek niyetinde bulunduğunu bildirerek mareşale gitmiş, tavassutunu istemişti. Fakat mareşal itizar beyan etmiş, ‘Aman beni karıştırma!’ demişti, İnönü ile uğraşmak niyetinde bulunmadığını söylemişti.
Daha sonra aracıların gayretiyle hava müsait hale geldiğinde Celal Bayar tekrar mareşalin evinin yolunu tutmuştu. Mareşal bu defa Demokrat Parti genel başkanına mutabakatını bildirdi. Demokrat Parti listesinin başında müstakil olarak yer alacaktı. Bu, Celal Bayar’ın da işine geliyordu. Böylelikle hem Demokrat Parti de kendi ‘tarihi kahramanı’nı buluyordu hem de ‘tarihi kahraman’ partili olmayacağına göre genel başkanlıkta Celal Bayar’a rakip kesilemeyecekti.”
Mareşal Fevzi Çakmak’ın 1946 seçimlerine Demokrat Parti listesinde müstakil olarak katılmasını Metin Toker böyle anlatır. Cihad Baban ise mareşalle ilgili tetkikinde, Toker’in yukarıda “aracılar” diye andığı kimselerden hiç bahsetmez ve Celal Bayar’ın arzusu üzerine mareşali ziyaretle onu milletvekili adaylığına kendisinin razı ettiğini yazar. Cihad Baban’a göre Celal Bayar’ın milletvekili adaylığı teklifini mareşal reddetmiş, bilahare Bayar’ın arzusuyla araya giren Cihad Baban, mareşale adaylığı iki şartla kabul ettirebilmiş… Bu şartlardan biri, Fevzi Paşa’nın milletvekili adaylığını millet isteyecek ikincisi, adaylık, Demokrat Parti listesinde “müstakil” olacak.
Ekseriyet usulüyle yapılan o devirdeki seçimlerde, seçmenlerden üç yüzünün imzaladığı bir mazbata, herhangi bir kimsenin adaylığına kâfi geliyordu. Bu hükme göre İstanbul’da mareşalin adaylığı için imza toplanarak kısa zamanda imza yekûnu beş bine baliğ olmuş, böylece mareşalin ileri sürdüğü şartlardan biri yani adaylığını milletin arzulaması tahakkuk etmiş; “müstakil” şartına ise Demokrat Parti idarecileri güle oynaya peki demişlerdir. Olayı bu şekilde anlatan Cihad Baban;
“Bir kördüğüm çözülmüş, Demokrat Parti’nin kaderi birdenbire değişmişti. O anda mareşali muhalefete kazandırmış olmanın gururuyla kendi kendime övünmeye başlamıştım. Bayar’ın gözlerinin derinliğinde birdenbire memnuniyet kıvılcımları çaktı, yüzü sevinçten kızardı, boynuma sarıldı, beni öperken ısrarla ‘Büyük hizmet ettin! Büyük hizmet ettin! Çok teşekkür ederim’ dedi.”
4- ITIRAFLAR
Mareşal Fevzi Çakmak’ın yukarıda görüldüğü gibi CHP’den gelen milletvekili adaylığı teklifini reddedip bilahare falan veya filan şahsın tavassutu ile muhalefetin teklifine “peki” deyişinin sebebinin “Mareşal-Ismet Paşa İhtilafi” olduğunu İsmet İnönü de kabul eder ve hadiseyi, mareşalin Genelkurmay başından uzaklaştırılmasında bulur.
21 Temmuz 1946 milletvekili seçimlerinde İstanbul’da olup bitenler bir kelime ile yüzkarasıdır. Bu, bir devre alem olan yüzkarası, çeşitli tezahürleriyle o derece had bir safhaya varmıştır ki yapılan rey hırsızlıklarını, mazbata sahtekârlıklarını CHP’liler dahi itiraf etmiş ve aşağıda görülece ği gibi birbirlerini suçlamakta büyük maharet göstermişlerdir.
1946’da İstanbul yirmi üç milletvekili çıkarmaktaydı. Ekseriyet usulü ile yapılan o seçimlerde “açık oy, gizli tasnif” gibi acayip bir hüküm de olduğundan, hangi partinin ne kadar oy alabildiği rahatlıkla hesaplanıyordu. Nitekim basın mensuplarının ve partili-partisiz bütün CHP muhaliflerinin seçim boyunca yaptıkları tespit, Demokrat Parti’nin İstanbul seçimlerini büyük bir farkla kazandığı yolunda idi.
Gayriresmî netice bu idi ama resmî bir açıklama yapılamıyor, bu arada gazeteler o devrin şartlan içinde yazılabildiği kadarıyla bazı seçim yolsuzluklarından bahsediyor, kulaktan kulağa ise korkunç hileler fısıldanıyordu. Bu umumi huzursuzluk içinde ilk sesini yükselten Mareşal Fevzi Çakmak oldu ve İstanbul İl Seçim Kurulu’na müracaatla kendisine verilen oyların CHP’li Recep Peker’e aktarıldığı üzerinde durup “milletin iradesiyle istihzayı (alay etmeyi) andıran bu muamelenin doğuracağı sonuçlardan bahsetti.
Mareşalin bu ağır ithamının hemen ertesi günü devrin cumhurbaşkanı İsmet İnönü, yayınladığı beyannamede yeni seçimin sona erdiğinden bahisle;
“seçim zamanının sinirli sözlerinin karşılıklı bağışlanıp unutulmasını, vatanda huzur ve çalışma devrinin açılmasını” istedi.
Cumhurbaşkanı “yeni seçimin sona erdiğini söylüyordu ama İstanbul seçimlerinin sonucu henüz açıklanmamıştı. O yıllarda İstanbul’da Örfi İdare vardı. 24 Temmuz günü Örfi İdare Kumandanı Asım Tınaztepe imzasıyla yayınlanan tebliğde, bazı gazetelerin seçim sonuçlarıyla ilgili neşriyatı üzerinde duruluyor ve “Örfi İdare bölgesinde bu gibi tahriklerin devamına müsaade edilmeyeceği, Örfi İdare Kumandanlığı’nın bu çeşit yazılara karşı harekete geçeceği bildiriliyordu.
Bu tebliğin yayınlandığı gün İstanbul seçimlerinin neticesi de açıklandı. Yirmi üç milletvekilliğinden on sekizini Demokrat Parti almış. CHP ise beş milletvekili çıkarabilmişti. Şunlardı CHP’li beş milletvekili: Kazım Karabekir, Recep Peker, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemil Cahit Toydemir ve Hüseyin Cahit Yalçın…
Şaibeli bir seçimden ve ayyuka çıkan seçim yolsuzluklarından sonra İstanbul’dan seçilmiş gösterilen CHP’li bu beş mebustan bilahare Kâzım Karabekir Paşa Meclis başkanı olmuş, Şükrü Saraçoğlu’nun istifası üzerine yeni hükümeti Recep Peker kurmuş, Cemil Cahit Toydemir ise Recep Peker Kabinesi’nde Milli Müdafaa Vekâleti’ne getirilmiştir ki seçilmeyen kimselerin bu vazifelere getirilmeleri, seçim yolsuzlukları mesullerinin cezalandırılmadıkları yolunda muhalefetin yürüttüğü şikâyetleri haklı kılmıştır.
1946 milletvekili seçimlerinde İstanbul’da olup biten kanunsuz işleri evvela Dr. Lütfi Kırdar’ın anlattıklarıyla tespit edelim. Lütfi Kırdar o yıllarda İstanbul valisidir. Gazeteci Ahmed Emin Yalman Gördüklerim ve Geçirdiklerim kitabında İstanbul’daki seçimden ve Dr. Lütfi Kırdar’ın durumundan bahisle der ki:
“İstanbul seçimleri gazeteciler tarafından çok sıkı bir suretle takip edildi, her sandıkta ne kadar Halk Partisi ne kadar Demokrat Parti oyu çıktığı birer birer gazetelerde ilan edildi. Buradan Demokrat Parti’nin seçimi tam olarak kazandığı ve yirmi üç milletvekili çıkardığı besbelli idi. Böyle olduğu hâlde İstanbul’un neticesi derhal ilan edilmedi. Bir gün Vali Lütfi Kırdar beni makamına çağırdı ve dedi ki: ‘Size güvenim olduğu için memlekete ait bir davayı danışmak istiyorum. Evet, İstanbul’da seçimi Demokrat Parti kesin bir şekilde kazandı. Fakat buradan Kâzım Karabekir, Hamdullah Suphi Tanrıöver, General Cemil Cahit Toydemir, Recep Peker ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın çıkarılması ve Demokrat Parti’ye ancak on sekiz kişilik yer bırakılması hakkında sıkı bir emir aldım. Dürüst bir memur ve memleketçi sıfatıyla (bu ifadeyi tespit eden Ahmed Emin Yalman’dır. Biz Dr. Lütfi Kırdar hakkındaki kanaatimizi daha evvel bu seride yazdık) nasıl hareket edeyim? Bu emri yerine getirmezsem İstanbul seçimlerini kökünden bozmak için bahane aranması ve yeni partinin (Demokrat Parti) on sekiz kişilik mühim kuvveti elden kaçırması ihtimali vardır. Bana ne tavsiye edersiniz?”
Vali haklı idi, o zamanki hava içinde her şey olabilirdi. Ben de durumun en az zararla kurtarılması hakkındaki görüşte beraber oldum. 24 Temmuz’da İstanbul listesi o şekilde ilan edildi.”
5- SONUC
Mahallin en büyük mülki âmirinin itirafıyla 1946 seçimlerinde İstanbul’da durum budur. Ve böylesine bir yolsuzluğu sonraları İsmet İnönü de itiraf etmiştir. Bu itirafı Faik Ahmet Barutçu’nun Siyasî Anılarım’dan okuyalım. İsmet Paşa 1946 seçimlerinden bahisle Barutçu’ya diyor ki:
“Biz 1946 seçimlerinde İstanbul’daki marifet yüzünden zedelendik. O marifeti yapanlar (Paşa, Cevdet İncedayı’ya değiniyordu) bugün 1950 seçimleri arefesinde hâlâ sıkılmadan konuşuyorlar. Ve ben işin normal olduğu kanısını dinliyordum onlardan… Önce ‘Kaybettik!’ dediler, sonra ‘Beş sandık kalmıştı, şimdi beş milletvekili kurtuluyor, beş adayımız kazandı.’ dediler. Aslında açıkça marifet yapıyorlarmış. Bütün ülke lekelendi, sanki her yerde seçimler öyle geçmiş gibi gösterilmeye çalışıldı. Ne olurdu beş milletvekilliğini de kaybetseydik. Ama Recep Peker vardı… Cevdet Kerim de her ne pahasına olursa olsun onu kurtarmayı doğru bir marifet sayarak kendinden geçecek ölçüde Peker’e bağlılığını bütün ülkeye ödetti.”
İsmet İnönü bu sözleriyle İstanbul’daki seçim yolsuzluklarını (kendi tabiriyle marifeti) açıkça kabul etmekte; ancak bütün olup bitenlerden habersiz görünüp Cevdet Kerim İncedayı’yı suçlamaktadır.
İsmet Paşa, Cevdet Kerim’in “marifetiyle” bütün ülkenin lekelendiğini söylemiş, fakat bu derece ağır itham altında tuttuğu Cevdet Kerim’in 1946 seçimlerinden hemen sonra kurulan Recep Peker Kabinesi’nde Bayındırlık bakanı olmasına göz yummuş, yukarıdaki sözleri Faik Ahmet Barutçu’ya söyleyen yani Cevdet Kerim’in “marifetini bilen İnönü bu “marifet” sahibinin 1950 seçimlerinde tekrar milletvekili adayı gösterilmesinde bir mahzur görmemiştir. İstanbul CHP müfettişi Cevdet Kerim İncedayıdan, “beş milletvekilini, kalan beş sandıktan kazandıklarını” dinleyen İsmet İnönü, beş sandıktaki oylarla beş mebus çıkmayacağını düşünmeli ve “marifet” sahibini bu marifeti dolayısıyla mesul tutmalı, üstelik böylesine bir marifetle Meclis’e girdiğini bildiği Recep Peker’i yeni kabineyi kurmaya memur etmemeli idi.
Yine yukarıdaki sözleriyle seçim yolsuzluklarını bütün yurda teşmil etmenin yanlış olduğuna “sanki her yerde seçimler öyle geçmiş gibi” cümlesiyle temas eden İsmet Paşa, 1946 seçimlerini müteakip memleketin her tarafında yapılan protesto mitinglerinden ve muhalefetin Meclis’e getirdiği yolsuzluk dosyalarından, itiraz edilen otuz altı il seçimlerinden habersiz görünüyor ki bu husus da ayrıca tetkike şayandır ve herhalde İsmet İnönü’nün aleyhindedir.
Sayfalarımızın müsaadesi nispetinde anlatmaya çalıştığımız 1946 seçimlerinde CHP’lilerce İstanbul’da yapılan yolsuzlukları bir görgü şahidinin şahadetiyle tamamlayalım. Burhan Felek diyor ki:
“İstanbul’da seçimi Demokratlar, mazbataları Halkçılar kazanıyordu; çünkü oylar, sandıktan kurula gelirken yolda değiştiriliyordu. Ben bunu utanarak gördüm.”

Bir Cevap Yazın