Ittihat ve terakkiye, mason localari ve tarihi

Published by

on

Sayf Al-Furqan Publications, From Darkness Toward Light
Defending Islam. Exposing Falsehood. Calling to Truth.
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

İddia edildiği üzere masonluk Türkiye topraklarına XVIII. yüzyılın ilk yarısında giriş yapmıştır. 1730 yılı itibariyle İstanbul Perşembe Pazarı, Arap Camii civarında levantenler tarafından kurulmuş, Fransa Obediyansına[1] bağlı bir mason locasının bulunduğu farklı kaynaklarda belirtilmiştir.[2] Kendisi de bir mason üstadı olan Kemalettin Apak, masonluk tarihi ile ilgili çalışmasında söz konusu loca hakkında aşağıdaki bilgileri vermektedir:

“İstanbul›da ilk Mason Locası 18 inci asırda (23) üncü Osmanlı Padişahı Üçüncü Sultan Ahmet (1703 -1730) zamanında açılmıştır ki, Türkiye›de ilk Mason Mahfili budur. Bu loca Fransız obediyansına bağlı olup Galata›da Perşembe Pazarında Arap Camii civarında imiş. Galata ile Azapkapı arasındaki bölgede o zamanlar Frenkler ve bilhassa Venedik ve Cenevizlilerin ahfadından olan Levantenler sakin bulunduklarından, bu locanın bunlar tarafından idare edildiği zan olunmaktadır. Maalesef ismi malumumuz olmayan bu loca Üçüncü Sultan Selim (1789-1807) zamanına kadar çalışmış ve 1789 Fransız Büyük İhtilalinin doğurduğu aksülameller neticesi o tarihten sonra kapanmıştır.”[3]

Osmanlı toprakları üzerinde kurulan ve adı bilinen en eski loca ise İskoçya Büyük Locası’ndan berat almış olan, 1748 tarihinde Halep’te kurulan İskenderun locasıdır.[4]

“History of Freemasonry” kitabının yazarı Robert Ingham Clegg, söz konusu eserinde Halep’teki mason locasının varlığını doğrulamakta; fakat, Londra’da çıkan bir gazetenin verdiği habere dayanarak, bu locanın 1738 senesi itibarıyla faaliyette olduğuna işaret emektedir. Aynı haberde, İzmir’de bulunan başka bir locanın varlığından da bahsedilmektedir.[5]

Erginsoy’un çalışmasından ise Clegg’in bahsettiği gazetenin Saint James Evening Post olabileceği bilgisine ulaşılmaktadır. Erginsoy’un verdiği bu bilgiye göre 24 Mayıs 1738 tarihli Saint James Evening London Post’ta, İtalya kaynaklı bir habere yer verilmiştir. Söz konusu haberde şu ifadeler geçmektedir:

“İstanbul’dan öğrenildiğine göre İstanbul, İzmir ve Halep’teki Mason Locaları gelişmeler göstermişler ve yüksek kademelerden Türkler Masonluğa tekris[6] edilmişlerdir”. [7]

Masonik literatürün en bilindik eserlerinden Acta Latomorum’da Thory de Halep ve İzmir’deki locaların kuruluşunu 1738 sabitler.[8]

Hülasa, söz konusu kaynaklardan anlaşılacağı üzere, XVIII. yüzyılın henüz erken yıllarında, Osmanlı toprakları üzerinde biri Halep’te, diğeri İzmir’de ve biri de İstanbul’da olmak üzere yabancı obediyanslara bağlı üç adet mason locası olduğu tespit edilebilmektedir.

Türkiye masonluğu tarihi ile ilgili kaynakların bazılarında Sultan I. Mahmut’un 1748 ya da 1750 yılında mason localarını kapattığı iddia edilmektedir. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın web sayfasında da Türkiye’de masonluğun tarihi anlatılırken bu hadiseye değinilmektedir.[9]

“İslam’da Sır ve Gizli Cemiyetler” kitabının yazarı Zarcone de söz konusu eserinde bu hadiseden bahsetmiştir.[10]

Ancak bahse konu karara isnat eden Osmanlı’ya ait bir belge, ferman henüz ortaya çıkmamıştır. Dahası, yukarıda da belirtildiği üzere, 1748 yılında padişah izniyle, yani geçerli bir berata sahip olarak Halep’te İskoçya Büyük Locası matrikülünde[11] yer alan yeni bir loca açılmıştır. Layiktez ve Erginsoy’un belirttiğine göre bu locanın kesin açılma tarihi ise 3 Şubat 1748’dir.[12]

Öcal da söz konusu locanın İngiltere konsolosu Alexandre Drummond tarafından kurulan “Union Lodge from Drummond Kilwinning from Greenock” isimli loca olduğunu ortaya koymuş ve kuruluş olarak aynı tarihi vermiştir Dolayısıyla locaların kapatılması hadisesinin bu tarihten sonra cereyan etmiş olması lazım gelir. Ancak, belirtildiği gibi, konuyla doğrudan ilintili somut bir belge henüz ortaya konulamamıştır. Bu hususa dair iki olgu mevcuttur. Bir tanesi, Vatikan arşivlerinde mevcut olduğu iddia edilen Papa XII. Clement’in Paris Kardinali Tencin’e yazdığı mektuptur. Papa mektupta, İstanbul’daki masonların takibata uğramalarının memnuniyet verici olduğunu söylemektedir. Diğeri ise 1756 yılında Paris’te yayınlandığı belirtilen bir seyahatnamedir. Seyahatnamenin yazarı, Türklerin masonlara karşı toleranslı olmadıklarını ve localara gitmenin yasak edildiğini ileri sürmektedir. Bu iki kaynak da hem Layiktez hem de Erginsoy’un çalışmalarında Zarcone’nin “Mystiques, Philosophes et Franc-Maçons en İslam” isimli eserine dayandırılmaktadır. Birincil kaynaklara ise doğrudan atıfta bulunulmadığı tespit edilmiştir. Osmanlı arşiv belgelerinde ve Osmanlı tarihini anlatan matbu eserlerde yapılan tarama sonucunda yasaklama veya kapama hadisesine yönelik herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Ancak, Claude Antoine Thory’nin 1815 tarihli kronolojik mason tarihini anlattığı meşhur kitabı Acta Latomorum’da yer alan bir mektupta da Türk (Osmanlı) yönetiminin mason localarının kapanmasını buyurduğu bilgisine yer verilmektedir.[13]

Aynı eserde, güvenlik güçleri tarafından bir mason locasının basıldığı, locada bulunanların İngiliz Büyükelçiliğinin girişimleri neticesinde kurtulduğu ve Babıali’nin masonlar tarafından ülkeye yeni mezhepler sokulmasına kat’i surette karşı olduğu da belirtilmektedir.[14]

Ayrıca, 1917-1920 yılları arasında Büyük Muhakkiklik görevi de yapan Dr. Jak Suhami’nin[15] “Üstad” kitabında 1748 yılı, masonluğun menedildiği yıl olarak kabul edilmektedir. Hülasa, yukarıda görüleceği üzere, mason kaynaklarının kahir ekseriyetine göre Birinci Mahmut dönemi Türkiye masonluğunun ilk evresinin kapandığı ve masonların uykuya yatmak zorunda kaldığı bir milattır.[16]

Bunun yanı sıra, bazı masonik kaynaklarda dönemin önde gelen devlet adamlarının mason oldukları yönünde iddialar da bulunmaktadır. Bunlardan biri, aynı zamanda Osmanlı’nın ilk Türk masonu olarak kabul edilen Sait Çelebi’dir. Sait Çelebi, tanınmış devlet adamlarından Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin oğludur ve ilk Türk matbaası olarak kabul edilen İstanbul’daki matbaanın İbrahim Müteferrika’yla birlikte kurucusudur.[17]

Diğeri de Osmanlı’nın askeri alanda gerçekleştirdiği modernizasyon girişimlerindeki öncü rolü ile bilinen Humbaracı Ahmet Paşa’dır.[18]

Birinci Mahmut devrinden sonra da Osmanlı topraklarında mason localarının kurulmaya devam ettiği görülmektedir. Buna örnek olarak, 1768 yılında Marsilya Ana Locasından aldığı beratla İzmir’de açılan “L’histoire de Saint Jean d’ecosse de la Parfaite Union” Locası ile aynı tarihlerde Selanik’te açılan “Saint Jean d’Écosse de l’Amitie” Locası verilebilir. Ayrıca, 1783 yılında Polonya maşrıkına[19] bağlı “Auror de Tsarigrade” ve 1786’da ise İzmir’de “Le Victoire” Locaları açıldı. Yine, Acta Latomorum’da verilen ve bir Alman gazetesine dayandırılan bilgiye göre Türkiye’de faaliyette olan loca sayısı dokuzdur.[20]

Üçüncü Selim devrine gelindiğinde ise Osmanlı’nın farklı coğrafyalarında mason localarının açılmaya devam ettiği ve yeni bir faaliyet evresine girildiği tespit edilmektedir. Bunun yanı sıra, İkinci Mahmut devrine denk gelen 1808 – 1814 yılları arasında Türkiye’de Fransa ve İngiltere’ye bağlı bazı locaların kurulduğu iddia edilmektedir.[21]

“Revised Encyclopedia of Freemasonry”de ise 1818 yılında Erzurum’da “Pers Felsefesi Riti” isimli yedi dereceli bir masonluk kurulduğu belirtilmektedir. Bu arada İngiltere sefiri İsmail Ferruh Efendi’nin evinde, 1825 yılında, dönemin ilim adamları, düşünür ve yazarlarının teşkil ettiği Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi isimli bir oluşum kurulmuştu. Bu oluşum, İsmail Ferruh Bey’in Beşiktaş – Ortaköy arasındaki yalısında haftada iki kez toplanmaktaydı. Başta İslam Ansiklopedisi olmak üzere pek çok kaynakta bu oluşumun masonik bir oluşumu ihtiva ettiği ve cemiyetin, “ilk Türk mason locası” olduğu ileri sürülmektedir.[22]

Dolayısıyla, düzenli olarak tertip edilen haftalık toplantılar da aslında loca toplantısıdır. Tabii, bu cemiyetin gerçekten de bir mason locası olup olmadığına dair herhangi bir belgenin mevcudiyetinden bahsetmek mümkün değildir. Ama şu kadarı söylenebilir ki, Türkiye masonluk tarihini konu edinen neredeyse tüm kaynaklar, özellikle de mason yazarlara ait olanlarının kahir ekseriyeti, Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesini masonik bir oluşum olarak ele alır ve Türk masonluğunu buradan başlatırlar. Güngör Öcal gibi bazı isimler ise Cemiyetin o tarih itibarıyla cari olan masonik kurallara uyulmadan kurulduğu için bu yaklaşımın doğru olmadığını savunmuştur. Bunun yanı sıra, Cemiyetin oluşumundan kısa süre sonra Vakayı Hayriye olarak bilinen meşhur hadise yaşanmış ve Yeniçeri Ocağı ile onun moral değerlerini ve dini altyapısını oluşturan Bektaşilik de Padişah fermanıyla ilga edilmişti.[23]

Türk toprakları üzerinde, eğer yukarıda belirtildiği üzere birincisi yaşanmışsa, masonluğun ikinci kez yasaklanması olayı bu hadise ile birlikte cereyan etmiş; mason locaları, Sultan İkinci Mahmut tarafından Bektaşiliğe benzer yönleri olduğu gerekçesiyle 1826 yılında yasaklanmıştır. Öcal, bu yasaklamanın sadece yabancı obediyanslara bağlı localar için geçerli olduğunu özellikle belirtmektedir. Öcal’a göre Türk masonluğunun ilk yasaklanması hadisesi Cumhuriyet döneminde vuku bulmuştur.[24]

Layiktez’e göre kapatılma sonrası Türkiye’deki masonluk yarı uyku dönemine girmişti.[25] Güngör Öcal’ın tespitine göreyse 1853 yılına kadar herhangi bir masonik kımıldanma olduğunu gösteren bir bilgi bulunmamaktadır. [26]

Dolayısıyla XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar Türkiye’de masonluğa dair gözle görülür bir gelişme yaşanmamıştır. Fakat, İngiliz gazetelerinde 1855 yılında çıkan bir habere göre 1829-1830 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında Rus askerleri tarafından masonluğun Türkiye’deki varlığına dair birtakım izler bulunmuştur. Aynı haberde, Alman bir mason tarafından Belgrad’da varlığını sürdüren bir locanın keşfedildiğinden de bahsedilmektedir.[27]

Ancak, söz konusu locanın Bektaşi Dervişleri tarafından kurulduğu belirtilmektedir. Hatta, anlaşıldığı kadarıyla mason locası olarak ifade edilen yer aslında Bektaşi dergahıdır. Haberin devamında muhabir, semboller, örf ve merasimler hususunda Bektaşilik ile masonluk arasında ciddi benzeşmeler bulunduğunu ileri sürmektedir. Ve dahası Bektaşilerden, “Dervişler adı altında masonluk görevlerini yerine getiren Türk kardeşlerimiz” şeklinde bahsettiği görülmektedir. Bektaşilik-Masonluk arasındaki benzerlik veya ikisine yönelik ortak algı başka bir makalenin konusu olmakla birlikte şunu belirtmek gerekir ki, Avrupalı masonlar Bektaşi dervişlerini mason kabul etmekte ve XIX. yüzyılın ilk yarısı itibarıyla Osmanlı coğrafyasında gerçekleştirilen masonluk çalışmalarına Bektaşi dergahlarında yapılan çalışmaları da dahil etmekteydiler.[28]

Bektaşi dergahları bir yana konulursa, söz konusu haberlerden anlaşılacağı üzere, 1853 yılı öncesi itibarıyla mason localarının faaliyetlerinde kısırlık yaşandığı anlaşılmakta, yeni locaların açılamadığı tespit edilmektedir. Dolayısıyla mevcut kaynakların kahir ekseriyetinden edinilen genel kanaate göre Türkiye’deki masonluk süreci asıl hacmini Sultan Abdülmecit devri itibarıyla kazanmaya başlamıştır. Ve en önemli milat da Kırım Savaşı’dır. Kırım Savaşı ve sonrasında Türkiye masonluğunda gözle görülür bir gelişme yaşanmaya başlandığını, aşağı yukarı konu ile ilgili tüm kaynaklar belirtmektedir.[29]

Paul Dumont da bu kanaate sahip olan araştırmacılardan biridir. Dumont’un iddiasına göre Osmanlı topraklarındaki masonluk gerçek atılımını Tanzimat döneminde, 1850 ile 1875 yılları arasında yaşamaya başlamıştı.[30]

Bu bilgiyi destekleyici bir argüman olarak pek çok araştırmacı, Tanzimat devrinin önemli devlet adamları arasında masonluğa kabul edilenler olduğunu iddia etmektedir. Örneğin, Tanzimat Fermanı’nın mimarı olarak bilinen Mustafa Reşit Paşa (Koca Reşit) ve yine aynı dönemin öne çıkan ismi Fuat Paşa bu isimler arasında sayılmaktadır.[31]

Bunların dışında, Namık Kemal’den Ali Suavi’ye kadar devrin entelektüelleri arasında da mason olanlar bulunmaktadır. Ayrıca Birinci Meşrutiyet’in ilanında rol oynayan Mithat Paşa, Süleyman Paşa gibi isimler ile Şehzade Murad, Şehzade Nurettin ve Şehzade Kemalettin Efendiler de mason oldukları bilinen önemli şahsiyetlerdir.[32]

Gerçi bu isimlerin bazılarının masonluğuna dair herhangi bir vesika bulunmamakla birlikte, söz konusu isimlerden bağımsız olarak masonluğun Osmanlı’da Tanzimat dönemi ile yaygınlık kazanmaya başladığı rahatlıkla söylenebilir. Zarcone, Osmanlı devlet adamlarını bünyesinde barındıran Proodos (Terakki) ve Union d’Orient (Doğu Birliği) localarını incelemiş ve Union d’Orient locasındaki Osmanlı devlet adamı sayısının 1865’te üç iken, 1869’da elli üçe çıktığını tespit etmiştir.[33]

Bu devirde hem loca sayısı artmış hem de görüldüğü üzere locadaki Osmanlı kökenli üye sayısı fazlalaşmıştır. Güngör Öcal’ın tespitine göre bu devirden önceki mason localarının, Osmanlı topraklarında kurulmuş olmalarına rağmen “Türk masonluğu” olarak kabul edilmeleri doğru değildir. Çünkü bu localar yabancı obediyanslara bağlıydı ve doğrudan söz konusu obediyansların hamisi olan devletlerin çıkarlarına hizmet ediyorlardı.[34]

Dumont’un “Osmanlıcılık, Ulusçu Akımlar ve Masonluk” isimli eserinde de benzer ifadelere rastlamak mümkündür:

“Osmanlı Masonluğu 18. Yüzyılın ikinci yarısında doğdu ama, gerçek anlamda gelişmeye ancak 1850’den sonra, Tanzimat döneminde imparatorluğun siyasal, ekonomik ve kültürel anlamda batıya açılmasıyla birlikte başladı. O dönemin masonluğu çok belirgin bir “sömürge” masonluğu niteliği göstermektedir. Gerçekten de sultanın topraklarında saptanabilen onlarca Locadan hiçbiri özerk değildir. Hepsi de aralarında rekabet eden ve ayrı ulusal çıkarları temsil eden farklı yabancı obediyanslara bağlıdır: İngiltere Büyük Locası, Fransa Büyük Locası ve Maşrık-ı Azamı, İtalya Maşrık-ı Azamı, Hamburg Büyük Locası, Yunanistan Maşrık-ı Azamı ve diğerleri.”[35]

Öcal’a göreyse Kırım Savaşı sonrası, yani 1856 yılı itibarıyla kurulan localar da Osmanlı’nın içine düştüğü zaaf ortamından istifadeyle kurulan ve yabancı ülke çıkarlarına hizmet eden bir mahiyet arz etmektedir: “Özellikle Kırım Savaşı sonrasında kurulan Localar, her yönden güçsüzleşen İmparatorluğun içine düştüğü çaresizliği bilen, hatta bu durumu güdümleyen ‘batılı güçlüler’in arzuları doğrultusunda ve Osmanlı İmparatorluğunun kendilerine karşı boynu eğik oluşundan yararlanılarak kurulmuştur.”[36]

Kırım Savaşı sonrasına denk gelen ilk beş yıl içinde ve özellikle 1860’lı yıllarda yoğun şekilde loca kuruluşları görülmektedir. Örneğin savaşın hemen sonrasında 1856-1857 yılları arasında İzmir’de Ionia, Anatolia ve Bisanzio isimli üç loca kurulmuştur. 1857 yılında İzmir’de Loge de Turquie isimli bir loca daha kurulmuştur. Öcal’ın belirttiğine göre yukarıda zikredilen locaların hepsi düzensizdirler ve dolayısıyla gerçek bir mason kuruluşu, daha açık bir ifade ile “kabul edilmiş” mason locası sayılamazlar.[37]

7 Yine Kırım Savaşı ertesi görünür olan localardan bir tanesi de İngiliz Büyükelçi Sir Henry Bulwar tarafından 1861 yılında İstanbul’da kurulan ve Türkiye’deki İngiltere Büyük Locasına bağlı tüm mason localarını tek çatı altında toplayan Bölge Büyük Locası’dır (District Grand Lodge).[38]

İskoç Büyük Locasına bağlı olan bu locanın, aralarında Mısır Prensi Mustafa Fazıl Paşa, Mısır Prensi Halim Paşa ve Derviş Ata Efendi gibi önemli isimlerin bulunduğu iki yüz üyesi mevcuttu.[39]

Hatta arşivde bulunan bir belgeye göre Mısır’da masonluk o derece yaygın bir vaziyet kazanmıştır ki, İngilizler mevki ve nüfuz kazanmak maksadıyla büyük, küçük memurların yüzde seksenini mason localarına aza tayin etmiştir.[40] Yine arşivlerde yer alan üç ayrı belgeden anlaşıldığı üzere Osmanlı’ya bağlı Baalbek, Cebel-i Lübnan ve Beyrut’ta da mason locaları faaliyet halindedir.[41]

Bulwar Locası’nın açıldığı 1861 senesinde, Fransa Yüksek Şurasına bağlı bir yetkili tarafından kuruluşu yapılan Osmanlı Devleti’ndeki ilk “Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti Yüksek Şurası”, yani diğer adıyla “Kadim ve Makbul İskoç Riti Şura-yı Ali Osmani” açılmıştır. Söz konusu locanın ilk Hakim Büyük Amiri de Prens Halim Paşa’dır.[42]

Bu önemli bir gelişmeydi. Çünkü, ilk defaya mahsus olmak üzere bağımsız bir Osmanlı Yüksek Şurası meydana çıkmıştı.[43]

Dikkat edilirse tüm bu gelişmeler, Türkiye masonluğunun Kırım Savaşı itibarıyla ciddi bir ivmelenme yaşadığının kanıtıdır. Hatta bu ivmelenme o dereceye ulaşmıştır ki, aynı dönemlerde İzmir’de, çırak, kalfa ve ustadan ibaret ilk üç dereceyi ihtiva eden craft hürmasonluğuna bağlı derecelerin ötesindeki kapitüler felsefi dereceleri havi Royal Arch masonluğuna bağlı şapitrler (chapters) dahi kurulmaya başlanmıştır. Dünya masonluk tarihini inceleyen “History of Freemasonry and Cocordant Orders” kitabına göre İzmir’de açılan söz konusu şapitr, Kral Kiros Şapitridir (King Cyrus Chapter) ve 8 Eylül 1868 tarihinde açılmıştır.[44]

Royal Arch yazarı Tamer Ayan ise 20 Eylül 1865’te İstanbul’da Thistle of East Royal Arch Şapitri, 18 Haziran 1869’da İzmir’de Homer Royal arch Şapitri ve 1875 yılında da İstanbul’da Hasköy Royal Arch Şapitrinin açıldığını ortaya koymaktadır.[45]

Dolayısıyla, Türkiye’deki masonluğun gerçekten de 1856 yılı sonrasında ciddi bir atılım gösterdiği ve Royal Arch gibi daha ezoterik muhtevaya sahip masonik oluşumların da ortaya çıkmaya başladığına şahit olunmaktadır.

XIX. yüzyılın ikinci yarısı itibarıyla İtalyan masonluğu da Osmanlı topraklarına giriş yapmıştır. 1863’te Konstantinopolis Maşrıkı’na bağlı İtalyan Locası, İtalya Krallığının Osmanlı sefiri Caracciolo di Bella tarafından İstanbul’da kuruldu.[46]

Bu tarihten sonra, Özellikle XX. yüzyılın ilk yarısından itibaren İtalyan masonluğunun Türkiye’de öne çıkmaya başladığı görülmektedir. Bu durum sadece İtalyan Maşrık-ı Azam’ına bağlı locaların sayıca artış göstermeye başlamasından değil, ilerleyen süreçte görüleceği üzere üst düzey Osmanlı bürokrasisini fazlasıyla içine almasından kaynaklanmaktaydı. Buna verilebilecek erken dönem örneklerden biri, iç çatışmalar nedeniyle 1867’de adını Italia Risorta (Yüce İtalya) olarak değiştiren İtalya Locasına, 1885 yılında, Prens Sabahattin’in babası Mahmud Celaleddin Paşa’nın kabul edilmesidir.[47]

İtalyan masonluğu Osmanlı topraklarına giriş yaptıktan sonraki on yıl boyunca loca sayısını on ikiye çıkardı. Bu localardan biri de 1864 yılında kurulan Macedonia Locasıydı. Macedonia Locası, 1900 yılında İtalyan masonluğunun Büyük Üstad Yardımcısı Ettore Ferrari tarafından Macedonia Risorta (Yüce Makedonya) ismi ile yeniden işlerlik kazandı. İşte bu loca Türkiye yakın tarihi için çok önemli bir locadır ve yukarıda belirtildiği gibi İtalyan masonluğunun öne çıkmasını sağlayan locadır. Çünkü İttihat Terakki Cemiyeti’nin en önemli isimleri ve Merkez komite üyeleri bu locada tekris olmuşlardı. Bunlar arasında Talat Paşa, sonradan İzmir Valisi olarak tanınacak Rahmi Bey, İttihat Terakki Cemiyeti Genel sekreteri Mithat Şükrü (Bleda), Cemal Paşa, Atatürk’ün yakın arkadaşı da olan Ismail Bey (Canbulat), yine Atatürk’ün yakın arkadaşı Ömer Naci, Maliyeci Cavit Bey, ismi üzerinde pek çok spekülasyon yapılan Emanuel Karasu sayılabilir.[48]

Maliyeci Cavit aynı zamanda İspanya Maşrık-ı Azamı’na bağlı Selanik’teki Perseverancia Locasına da üyeydi. Iacovella’nın belirttiğine göre 1901 ile 1908 yılları arasında Macedonia Risorta Locasında 188 kişi tekris edilmişti. Tekris edilenlerin 23’ü Rumeli’deki meşhur III. Kolordu’nun üst rütbeli muvazzaf subaylarından oluşmaktaydı.[49] İttihat ve Terakki üyeleri ile masonluk arasındaki ilişkinin dikkat çekici niteliği pek çok yazar tarafından vurgulanmıştır. Örneğin Mete Tunçay, Kedourie’nin “Jöntürkler, Farmasonlar ve Yahudiler” isimli çalışmasına yönelik olarak kaleme aldığı önsöz mahiyetindeki yazısında şunları söylemiştir:

“…Maşrık-ı azam (Grand Orient) 31 Mart’tan üç ay kadar sonra, 25 Haziran 1909’da kurulmuştur. Bu dönemin ileri gelen masonları, Dahiliye Nazırı (sonra Sadrazam) Talat Paşa ile (1926’da Ankara İstiklal Mahkemesince asılan) Maliye Nazırı Cavit Bey’den ibaret değildir. Enver Paşa’nın dışında hemen hemen bütün devlet büyükleri masondur: Triumvira’nın üçüncü bacağı olan Cemal Paşa, çağın ünlü kafaları ‘filozof’ Rıza Tevfik ve Ziya Gökalp, Maarif Nazırı (ulemadan) Emrullah Efendi, hatta Şeyhülislam Musa Kazım Efendi.”[50]

Yukarıda bahsi geçen çalışmada Elie Kedourie de İttihatçı komitanın önde gelen kişilerinin birçoğunun mason olduğunu belirtmektedir.[51]

Yukarıda bahsi geçen araştırmacılar İttihatçıların veya diğer Osmanlı ileri gelenlerinin masonluğundan bahsederken, onların gerçekten mason olduklarını ve masonluk ideallerine hizmet ettiklerini savlamaktadırlar. Oysa, Şükrü Hanioğlu ve Ramsour gibi tarihçiler İttihatçıların salt İkinci Abdülhamit devrindeki sıkı jurnal ortamından ve güçlü hafiye teşkilatının takibinden kurtulmak için mason olmak durumunda kaldıklarını öne sürmektedir.[52]

Dolayısıyla, İttihatçıların samimi masonlar olmadıklarını savunmaktadırlar. Bu noktada, çalışmanın konusu olmamakla birlikte, şu mühim tespiti yapmak icap etmektedir ki, İttihatçı masonların tümü İkinci Abdülhamit’i devirdikten ve ülkeyi yönetme emellerine ulaştıktan sonra da masonluğa bağlı kalmaya devam etmişlerdir. Örneğin, İkinci Abdülhamit devrinde uykuya yatan[53] Osmanlı Yüksek Şurası, 3 Mart 1909’da yeniden uyandırıldı. Dört ay sonra, 13 Temmuz 1909 tarihinde ise Maşrık-ı Azam-ı Osmani adı altında ilk Türkiye Büyük Locası’nın kurulmasına karar verildi. 1 Ağustos 1909’da İttihat ve Terakki’nin en mühim isimlerinden Mehmet Talat Paşa Üstad-ı Azamlığa, yani Büyük Üstatlığa seçildi. 1 Kasım 1909 günü Maşrık-ı Azam ile Yüksek Şura arasında bir konkordato imzalanmış ve Maşrık-ı Azam Büyük Loca’nın himayesi altına girmiştir.[54]

Görüldüğü üzere Sultan Abdülhamit’in tahtan indirilmesi sonrasında İttihatçıların masonlarla ve masonlukla ilişkisi o derece dikkati celb eder bir vaziyette devam etmiştir ki Thierry Zarcone, “İslam’da Sır ve Gizli Cemiyetler” isimli eserinde 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin tamamiyle masonlar tarafından yönetildiğini iddia etmiş ve o günkü yönetim yapısını “Masonik Devlet” olarak isimlendirmiştir.[55]

Dahası İttihat ve Terakki devrinde 1909-1918 yılları arasında Osmanlı coğrafyasında Osmanlı Maşrık-ı Azamı’na bağlı otuz sekiz yeni loca açılmıştır. Bunların içinde, Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme Kurumu) ve Hayvanları Koruma Cemiyeti kurucuları arasında üyeleri bulunan Necat Locası da bulunmaktadır.[56]

“AbdulHamid Hani (rh) tahttan indirdikten sonra kapattirdilar” yalani

Ayrıca, İttihat Terakki üyelerinin II. Abdülhamit’in tahtan indirilmesi sonrasında localarından ayrıldıkları veya Masonluğu bıraktıklarına dair bir durum da söz konusu değildir. Dolayısıyla, İttihatçıların masonluklarının salt Abdülhamit döneminde takibata uğrama korkusuna indirgenmesi rasyonel görünmemektedir. Aksine, İttihatçıların Osmanlı toplumunu mason idealler doğrultusunda inşa etme yönündeki çalışmaları hız kesmeksizin devam etmiştir. Hatta, Selanik masonlarından Michel Noradunkyan’ın Fransa Büyük Doğusu ile yaptığı yazışmadan anlaşılacağı üzere İttihatçılar ile masonluk arasındaki ilişki 1908 hareketine, Türkiye’ye ve masonluğa büyük katkılar sağlamıştır.[57]

Birinci Dünya Savaşı ile locaların bağlantıları kesilmiş; Suriye, Lübnan ve Mısır gibi uzak vilayetlerdeki localar ise kapanmak durumunda kalmıştır. Ayrıca, tıpkı İkinci Enternasyonal’de olduğu gibi masonların uluslararası kardeşliği de görünürde bozulmuş ve farklı ulusal çıkarlar bağlamında ayrışmıştı.[58]

Özellikle, La Reniassance, Harmonia ve Meles Locaları gibi Osmanlı coğrafyasında kurulmuş, fakat yabancı ülke obediyanslarına bağlı localar, Türk devletinin mahvı projelerine destek olmuştu.[59]

Dolayısıyla, savaş müddetince masonluğun “evrensel kardeşlik” ilkesine aykırılık teşkil edecek mahiyette bir ortam vücuda geldi. Savaşın sonunda İttihat Terakki önde gelenleri bilindiği üzere ülkeyi terk etmek zorunda kalmış ve localardaki ağırlıklarını tamamıyla yitirmişlerdi. Milli Mücadele dönemi ve sonrasında ise Cumhuriyet’in ve Kemalist devrimin inşasında yine masonların ön planda olmaya devam ettikleri görülmektedir. Cumhuriyeti kuran kadronun içinde, aynen İttihatçılar arasında olduğu gibi, pek çok mason bulunmaktaydı. Bunlar arasında İçişleri Bakanlığı yapmış olan Şükrü Kaya, Başbakan Hasan Saka, Atatürk dönemi Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Heyet-i Temsiliye üyesi Bekir Sami Kunduh, Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı Yunus Nadi, Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, Tarım Bakanı ve Atatürk Orman Çiftliği kurucularından Reşat Muhlis Erkmen, Mümtaz Ökmen, Maliye Bakanı Hilmi Uran, Sağlık Bakanı Refik Saydam, Meclis Başkanı Kazım Özalp, İsmet İnönü dönemi Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas Gürer ve Ankara Valisi Nevzat Tandoğan sayılabilir. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın 95 kuruluş yılı nedeniyle basılan kitapta Türkiye Masonluğunun uykuya yattığı 1935 yılı itibarıyla altmışa yakın mason mebus ve bunun dışında kabinede ciddi sayıda mason bakan bulunmaktaydı.[60]

Adliye ve İktisat Vekillikleri de yapmış olan Mahmut Esat Bozkurt’un masonlar hakkında yürüttüğü negatif kampanya ve siyasi konjonktürün yönelimleri gereği Şükrü Kaya’nın tavsiyesi üzerine Türkiye Masonluğu 9 Ekim 1935 günü, tekrar uyandırılmak üzere, uykuya yattı.[61]

Gerçi tartışmaların yaşandığı otuzlu yıllar itibarıyla Balıkesir, Eskişehir ve Sivas gibi illerde taşra locaları açılmaya ve tekris sayılarında artış yaşanmaya devam etmekteydi.[62]

Ancak, yine de yukarıda bahsedilen uykuya yatma hadisesi gerçekleşmiş ve uykuya yatan mason localarının tüm mal varlığı, masonların kendi tercihleri doğrultusunda, “aynı gaye için çalıştıklarını” düşündükleri Halk Evlerine bağışlanmıştır.[63]

Tabii bu bağışlama durumu biraz da Şükrü Kaya’nın oldu bittisi ile gerçekleşmiş ve Mason Cemiyeti Umumi Heyeti’nin kararı beklenmemiştir.[64]

Tüm bu yaşananlar gazetelere “Türkiye Mason Locaları bir emirle kapatıldı” şeklinde yansımıştır.[65]

Uyku süresi müddetince Yüksek Şura kapalı şekilde faaliyetini sürdürmüş, terfiler yapmış ve uyanış zamanını beklemiştir. Ve sonuç olarak, Türkiye’deki mason teşkilatı on üç sene uykuda kalmış ve ancak 1948 yılında tekrar uyandırılabilmiştir.[66]

Uyandırıldıktan sonra, 1949 yılında Türkiye Masonluğunun Üstad-ı Azamlığına Mim Kemal Öke Bey seçilmiş, Ankara ve İzmir’de yeni localar açılmasına karar verilmişti.[67] 1951 yılı itibariyle ise Koç’un belirtmiş olduğuna göre Türkiye masonluğunun Halkevlerine intikal eden tüm mal varlığı yeniden kendilerine iade edilmiştir.[68] Böylelikle Türkiye masonluğu eski ihtişamlı günlerine geri dönmüş, İstanbul ve İzmir’deki binalarına da kavuşmuştur.

1965 yılında Süleyman Demirel’in masonluğu üzerinden yaşanan tartışmalar ve 1966 yılındaki bölünme olayından günümüze gelen iki Türkiye Büyük Locası mevcut bulunmaktadır. Birincisi, İngiltere Büyük Locası tarafından tanınan Beyoğlu Nur-i Ziya Sokakta bulunan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası (HKMBL), diğeri ise yine Beyoğlu Asmalımescit’te bulunan Fransa Büyük Doğusu tarafından tanınan Özgür Masonlar Büyük Locası’dır (ÖMBL). İşbu makalenin kaleme alındığı tarih itibarıyla HKMBL’nin çatısı altında 262; ÖMBL’na bağlıysa 4’ü kadınlara ait olmak üzere pek çok loca bulunmaktadır. Türkiye masonluğu günümüzde faaliyetlerini bu şekilde sürdürmeye devam etmektedir.[69]

Kaynaklar;

1 Obediyans: Mason localarının bir araya gelmeleriyle oluşan, kendine bağlanan localar üzerinde yönetici egemenlik kuran bağımsız federatif örgüt. Bkz.: Murat Özgen Ayfer, Mason Sözlüğü, Büyük Mason Mahfili, İstanbul, (Baskı tarihi yok), s. 502.

2 Kemalettin Apak, Ana Çizgileriyle Türkiye’de Masonluk Tarihi, Türkiye Mason Derneği, İstanbul, 1958, s. 18; Celil Layiktez, Türkiye’de Masonluk Tarihi 1721-1956, cilt 1, Yenilik Basımevi, 1999, İstanbul, s. 3 vd.; Abdurrahman Erginsoy, Türkiye’de Masonluğun Doğuşu ve Gelişmesi, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi, İstanbul, 2015, s. 4; Enver Necdet Egeran, ‘Gerçek Yüzüyle’ Masonluk, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi, İstanbul, 2005, s. 37.

3 Kemalettin Apak, a.g.e., s. 18.

4 Ömer Can Talu, Melike Söalp, Mason Locaları Bir Emirle Kapatıldı 14 Ekim 1935, Şira Yayınları, İstanbul, 2015, s. 30.

5 Robert Ingham Clegg, History of Freemasonry, cilt. 7, The Masonic History Company. New York, 1927, s. 2270

6 Tekris: Ezoterik bir kuruluşta, bireyin çeşitli aşamalardan geçerek, bu kuruluşun öğretilerini edinmesi… Türkçeye inisiyasyon şeklinde şeklinde uyarlanmış olan bu terimin sözlük karşılığı “başlangıç” ya da “giriş”tir. Bkz.: Ayfer, a.g.e., s. 687-688.

7 A. Erginsoy, a.g.e., s. 5; C. Layiktez, a.g.e., s. 3. 8 Claude-Antoine Thory, Acta Latomorum ‘Table Chronologie de L’Histoire de la Franche-Maçonnerie’, cilt 1, Paris, 1815, s. 39.

9 Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, Türkiye’de Masonluğun Tarihi. https://www.mason.org.tr/turkiyede-masonlugun-tarihcesi, Erişim tarihi: 25.02.2023.

10 Güngör, Öcal, Türk Masonluğu. 2. Baskı. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi. İstanbul, 2015, s. 25 vd.

11 Matrikül: Bir masonun asil üyesi olduğu bir masonik birimdeki kaydı ve aynı zamanda bir masonik birimin tüm asil üyelerini kapsayan kayıtlarının tamamı. Bir masonik matrikülü, tüm üyelerinin kayıtlarından oluşur Bkz.: Ayfer, a.g.e., s. 462.

12 A. Erginsoy, a.g.e., s. 5; C. Layiktez, a.g.e., s. 8.

13 Erginsoy, a.g.e., s. 6.

14 Thory, a.g.e., 62.

15 Yavuz Selim Ağaoğlu, Osmanlı Masonluğu 1917-1920. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi. İstanbul, 2017, s. 253.

16 Erginsoy, a.g.e., 6.

17 Erhan Afyoncu, Mehmed Said Paşa, Yirmisekizçelebizâde. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Cilt. 28, Ankara, 2003, s. 524-525 vd. 18 Apak, a.g.e., s.

18; Erginsoy, a.g.e., 5; Layiktez, a.g.e., s. 4.

19 Büyük Maşrık (Büyük Doğu-Grand Orient): “Büyük Loca” ile hemen hemen aynı nitelikleri ve özellikleri olan, ancak Büyük Loca’dan farklı olarak değişik ritlerde ve simgesel derecelerin üzerindeki bazı derecelerde de çalışan locaları da sinesinde barındırabilen bağımsız ve özerk masonik örgüt. Bkz.: Ayfer, a.g.e., s. 125.

20 Thory, a.g.e., s. 177.

21 İlhami Soysal, Dünyada ve Türkiye’de Masonluk ve Masonlar, Derin Yayınları, İstanbul, 2004, s. 226. 22 Layiktez, a.g.e., s. 13.

23 Fahri Maden, Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması (1826). 3. Baskı. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara, 2020, s. 63-73.

24 Öcal, a.g.e., s. 32.

25 Layiktez, a.g.e., s. 14.

26 Öcal, a.g.a., s. 33.

27 The Alloa Advertiser. “Freemasons in Turkey”. (28.04.1855). s. 2.; The Daily News London. “Freemasons in Turkey”. (20.04.1855). s. 4.

28 Saunders’s News-Letter. “Freemasons in Turkey”. (04.08.1856). s. 2.; The Derby Mercury. “Freemasons in Turkey”. (13.08.1856). s. 3.; The Leeds Times. “The Mahomedan Freemasons in European Turkey”. (09.08.1856). s. 6.

29 Soysal, a.g.e., s. 223; Apak, a.g.e., s. 20, 21-22.

30 Paul Dumont, Osmanlıcılık, Ulusçu Akımlar ve Masonluk. 2. Baskı. Çev. Ali Berktay. Yapı Kredi Yayınları. İstanbul, 2014, s. 13.

31 Orhan Koloğlu. İslam Âleminde Masonluk. 3. baskı. Kırmızı Kedi Yayınevi. İstanbul, 2019, s. 52.

32 Mete Tunçay, “Jön Türkler, Farmasonlar ve Yahudiler Üstüne”. Birikim (45), 1978, ss 52-53; Edhem Eldem, Geç Osmanlı Döneminde Masonluk ve Siyaset Üzerine İzlenimler. Toplumsal Tarih 6, sayı 33, 1996, ss 16-28; M. Şükrü Hanioğlu, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902). İletişim Yayınları. İstanbul, 1985, s. 77.

33 Thierry Zarcone, İslam’da Sır ve Gizli Cemiyetler. Çev. Ali Berktay. Kabalcı Yayınları. İstanbul, 2011, s. 18.

34 Öcal, a.g.e., s. 19.

35 Dumont, a.g.e., s. 52; Öcal, a.g.e., s. 19.

36 Öcal, a.g.e., s. 24. 37 Öcal, a.g.e., s.36-37 vd.; Ayfer, a.g.e., s. 188.

38 Esin Yurdusev, The British Ambassadors to Istanbul in the Mid-Nineteenth Century: Sources of Intelligence and Political Reporting. Belleten 73, sayı 267. 2009, ss 523-553.

39 Erginsoy, a.g.e., s. 12.

40 Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, Y..EE..128-150. (03.07.1309).

41 Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi,Y..PRK.UM..25-31. (H.16.02.1310); Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, HR. TO..396-42. (25.08.1891); Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, Y..A…HUS. 265-96. (H. 17.03.1310).

42 Öcal, a.g.e., s. 38.

43 Erginsoy, a.g.e., s. 25.

44 Henry Leonard Stillson, William James Hughan, History of the Ancient and Honorable Fraternity of Free and Accepted Masons, The Fratenity Publishing Company. London, 1892, s. 638.

45 Tamer Ayan, Royal Arch, Ak Yayınları, İstanbul, 2000, s. 16.

46 Angelo Iacovella, Gönye ve Hilal ‘İttihad-Terakki ve Masonluk’, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Çev. Tülin Altınova, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998, s. 9.

47 Iacovella, a.g.e., s. 18.

48 Feroz Ahmad’a göre Karasu, “Macedonia Locası” Üstad-ı Azamı ve İttihat Terakki hareketinin Mason localarınca korunmasını sağlayan kişidir. Bkz.: Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki 1908-1914, Çev.: Nuran Yavuz, 5. baskı, İstanbul, 1999, s. 211.

49 Iacovella, a.g.e., s. 37, 39.

50 Tunçay, a.g.e., s. 53. (Vurgu yazara aittir).

51 Elie Kedourie, Jöntürkler, Farmasonlar ve Yahudiler, Birikim, sayı 45, 1978, ss 54-68.

52 Hanioğlu, a.g.e., s. 91 vd.; Ernest Edmondson Ramsour, Genç Türkler ve İttihat Terakki, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2001, 131.

53 Uykuya yatmak: Bir masonik birimin (loca ya da atölye) çalışmalarının bağlı olduğu obedyans ya da otoriter masonluk kuruluşu tarafından, bir obediyans ya da bir diğer Masonluk kuruluşunun çalışmalarının ise, yetkili devlet organları tarafından geçici olarak durdurulması. Bkz.: Ayfer, 728.

54 Erginsoy, a.g.e., 47 vd.

55 Zarcone, a.g.e., s. 23.

56 Kaan Kale, ‘Hakikat ve Hürriyetin Peşinde’ Necat Muhterem Mahfili ve 1930 Olayları, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi, İstanbul, 2020, s. 30-40, 45.

57 Eric Anduze, Osmanlı Türkiye’sinde Masonluk 1908-1924, Çev. Can Kapyalı, Omnia, İstanbul, 2012, s. 120.

58 Yavuz Selim Ağaoğlu, Ozan Arslan, Reinhard Markner, Laszlo Vari, ‘Müttefik Devletlerin Büyük Localar Toplantısı’ Berlin 1918, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi, İstanbul, 2019, s. 33.

59 Öcal, a.g.e., s. 114-115; Dumond, a.g.e., 125-126 vd.

60 Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, Türk Masonluğunun 95. Yılı, İstanbul, 2004, s. 17.

61 Layiktez, a.g.e., s. 164.

62 Yavuz Selim Ağaoğlu, ‘Mahmut Esat’a Karşı’ Unutulmuş Bir Mücadele, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği İktisadi İşletmesi, İstanbul, 2017, s. 269-270. 63 Son Posta. “Masonlar Mallarını Halkevlerine Teberru Ettiler”. (10.11.1935). s. 6; Türkdili. “Türk Mason Cemiyetinin Vatan Severliği…”. (10.11.1935). s. 1; Ulus. “Mason Cemiyeti Kendisini Niçin Kapadı?”. (10.11.1935). s. 3; Akşam. “Türk Masonlar Bütün Mallarını Halkevlerine Teberrü Ettiler”. (10.11.1935). s. 2. 64 Erginsoy, a.g.e., s. 80.

65 Cumhuriyet. “Türkiye Mason Locaları Bir Emirle Kapatıldı”. (14.10.1935). s. 3. 66 Erginsoy, a.g.e., s. 88.

67 Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi, Cumhuriyet Halk Partisi. 611-123-3. (28.11.1949).

 68 Yıldırım Koç, “Atatürkçü Mahmut Esat Bozkurt’a Göre Masonluk”. Aydınlık. (23.04.2012). s. 6.

 69 Özgür Masonlar Büyük Locası. Türkiye’de Masonluk Tarihi. (t.y.). Erişim adresi: https://mason-mahfili.org. tr/masonlugun-tarihcesi/turkiyede-masonluk-tarihi/ Erişim tarihi: 12.01.2023; Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası (2018). Türkiye’de Masonluğun Tarihi. Erişim Adresi: https://www.mason.org.tr/turkiyedemasonlugun-tarihcesi. Erişim tarihi: 12.01.2023.

hepsi -> Enver Emre ÖCAL

Author;

AuthorCaliphate Defence Force
TiktokCaliphate Defence Force
InstagramCaliphate Defence Force
TwitterTalha Ibn Yusuf
UpscrolledCaliphate Defence Force
YoutubeIftira Tarih Utansin
ScribdCaliphate Defence Force

Bir Cevap Yazın