بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Muhteşem imparatorluğumuzun başını yiyen İttihat ve Terakki adlı komite, ilk defa, Sultan II. Abdülhamid Han’ın saltanatının on dördüncü yılında Askerî Tıbbiye talebelerinden bazıları tarafından gizli bir cemiyet hâlinde kurulmuş ve bu gizli cemiyetin kurulmasına İbrahim Temo adındaki genç ön-ayak olmuştur.
Arnavutluk’un Ohri kasabasından olan İbrahim Temo, Tibbiye’nin tatil aylarında memleketine gidip gelirken birkaç defa İtalya’ya uğramış ve bu arada Brendizi Mason Locası’na kaydolan bu Tibbiyeli gence, gizli bir cemiyet kurmak fikri, İtalyan masonları tarafından telkin edilmiştir.
Bu telkine kanan İbrahim Temo, gizli bir cemiyet hâlinde çalışma fikrini, evvela 1885 yılı Mayıs ayında arkadaşı İshak Sükûtî’ye açmış, bilahare bu iki gence Abdullah Cevdet’le (sonraları “İçtihatçı” diye şöhret bulan ünlü Dr. Abdullah Cevdet) Mehmed Reşid de katılmış ve bu dört doktor namzedi ilk İttihat ve Terakki’yi kurmuşlardır.
Gizli cemiyet, bu şekilde teessüs etmiş ve yürütülen gizli çalışma neticesi Harbiye, Mülkiye, Mühendishane gibi yüksek mekteplerle bazı resmî dairelere çengel atılıp kazanılan yeni elemanlarla cemiyetin faaliyeti Tıbbiye dışına sıçramıştır.
İttihat ve Terakki’nin bu kuruluş ve ilk inkişaf devresinde âzadan on ikisi Edirnekapı dışında bulunan ve Aloş Ağa adında biri tarafından kiralanan Midhat Paşa’nın bağında, bir incir ağacı altında gizlice toplanmışlar ve “İnciraltı İctimai adını verdikleri bu toplantıda, cemiyetin çalışma şekliyle programının esas maddelerini tespit ederek Hersekli Ali Rüşdüyü kendilerine reis seçmişlerdir.
İkinci toplantı Boğaziçi’nde yapılmış ve bu toplantıdan sonra Kosovalı İbrahim Efendi ile Mülkiye mezunu Necip Draga gibi sonraları cemiyetin Selanik teşkilatında geniş faaliyetleri görülecek iki mühim şahıs İttihat ve Terakki’ye dâhil olmuşlardır.
Gizli çalışan ve çok ihtiyatlı hareket eden cemiyet mensupları kısa zamanda başarı kazanmışlar ve hızla gelişip faaliyetlerini mahallelere kadar yayarak buralarda muhtelif komiteler kurmuşlardır. Kurulan bu komiteler arasında bilhassa ikisi, İttihat ve Terakki içinde mühim rol oynamışlardır.
Bu iki komiteden biri, serasker yaverlerinden Kaymakam Şefik Bey riyasetinde Bâb-ı Seraskerîde; diğeri de Şeyh Nailî Efendi idaresinde Koca Mustafa Paşa mahallesinde teşekkül etmiş ve bu iki komitenin çalışmalarıyla cemiyet etrafa pek çabuk dal budak salmıştır.
Faaliyetini serasker yaverine hulûl edebilecek derecede ileri götüren gizli cemiyet, mahallelerde kurduğu komiteleri bilahare bir umumi merkeze bağlamış ve Bâb-ı Seraskeri Muhasebat Dairesi mümeyyizlerinden Hacı Ahmed Efendi umumî reisliğe, Nümune-i Terakki Mektebi Müdürü Nadir Bey de kâtib-i umumiliğe getirilmişlerdir. Bu hummalı faaliyet içinde, ihtilal hazırlıklarına girişip Sultan II. Abdülhamid Han’ın haline cüret eden bu ilk İttihatçılar, aldıkları bütün ihtiyat tedbirlerine rağmen günün birinde yakayı ele vermişlerdir.
Şöyle ki: Katib-i Umumi Nadir Bey, Mekâtib-i Askeriye Nazırı İsmail Paşa’nın eniştesi Mahzar Bey’i cemiyete âza kaydetmek ümidiyle giriştiği teşebbüs sonunda tevkif edilmiş, bunu gizli cemiyet mensuplarından bazılarının yakalanmaları takip etmiş ve yapılan tahkikat neticesi bazı kimseler aileleriyle birlikte sürgün edilmişlerdir.
Bu takibattan kurtulabilenlerden bir kısmı İstanbul’da köşebucak saklanırlarken bir kısmı da kaçarak faaliyetlerine Mısır’da ve çeşitli Avrupa şehirlerinde devam etmişlerdir.
Yurt dışına kaçanlar yalnız bunlardan ibaret değildir. Daha evvel firar edenler de vardır ve bu ilk gidenler arasında bulunan Dr. Nâzım, Paris’teki Ahmed Rıza Bey’le devamlı temas hâlindedir. Bu yakın temas neticesi, Ahmed Rıza’nın Paris’te yayınladığı Meşveret gazetesi İttihatçıların naşir-i efkârı olmuş; Fransızca neşrolunan bu gazetenin Türkçe neşri de temin edilmiş ve Ahmed Rıza Bey, İttihat ve Terakki’ye alınarak cemiyetin Paris teşkilatı başına getirilmiştir.
Şahsiyetine daha evvel temas ettiğimiz Ahmed Riza Bey’in böylece kazanılmasından bir müddet sonra Mizan gazetesi sahibi ve Düyûn-i Umumiye Komiseri Murad Bey de İttihatçılar arasına katılmış ve bu iltihakı büyük memnuniyetle karşılayan İttihatçılar çalışmalarını hızlandırmışlardır. Mekteb-i Mülkiye’de tarih hocalığı da yapan Murad Bey, “aleyhinde ihbarat ve tahrikat vuku bulduğunu ve bunun neticesinde, diğer bazı efkâr-ı ahrarane sahipleri gibi menfaya gönderilmesi ihtimali bulunduğunu görüp anlayarak bir ihtiyatî tedbir olmak üzere” kaçmış ve Mısır’a giderek ünlü gazetesi Mizan’ı orada neşre başlamıştır. Bilahare Paris’e geçip İttihatçıların başına reis seçilen Murad Bey, neşriyatına Avrupa’da da devam etmiştir. Hürriyet uğruna(!) diyar-ı gurbete düşen bu firari İttihatçılara, Avrupalı’nın verdiği ad, Jön-Türk’tür.
Bu unvanla anılan ve evvela Paris’te kümelenen İttihatçılar, ellerindeki Meşveret ve Mizan gazeteleriyle Sultan II. Abdülhamid Han aleyhinde geniş neşriyat yapmışlar, bu iki gazeteyi -o günkü tabiriyle “evrak-ı fesadiye’yi gizlice yurda sokmayı da becerebilmişlerdir.
Harbiye’de muallimlik yapan “Tusten” isimli Fransız, bu meselede İttihatçılara vasıta olmuş ve gönderilen gazetelerle diğer evrakı muntazaman postahaneden alıp İstanbul’daki elemanlara teslim etmiştir. İlk takibattan kurtulup köşebucak gizlenebilen İstanbul’daki İttihatçılar bu neşriyatla tahrik olunmuş, bu arada yeni yeni komiteler teşekkül etmiş, hatta Harbiye’de kurulan iki komiteye de Sultan Abdülaziz Han’ın halini gerçekleştirenlerden Süleyman Paşa ile Eşekçi Ahmed’in oğlu Hüseyin Avni Paşa’nın adları verilmiştir.
Bu yeni faaliyet devresinde, Harbiye ve Tibbiye talebeleri 1897 yılında padişaha karşı bir nümayiş hazırlığına girişmişlerse de muvaffak olamamışlardır. Harekât, vaktinde haber alınarak pek çok genç tevkif edilmiş ve Taşkışla Divan-1 Harbi’ne verilen bu talebelerden seksen biri mahkûm olmuşlardır.
Sultan Abdülhamid Han, içlerinde on üç idam ve yirmi iki müebbet kürek mahkûmu bulunan bu gençleri, bugün halá yazılıp söylendiği gibi ayaklarına taş bağlatıp denize attırmamış, cezaları hafifletilen gençler Şeref vapuru ile Trablusgarpa sürülmüşlerse de bilahare bunlardan mühim bir kısmı kaçıp Avrupa’ya geçmişlerdir.
Bu olayı müteakip İstanbul’daki İttihatçıların faaliyeti tamamen durmuş, buna mukabil yurt dışındakilerin çalışmaları yeni yeni iltihaklarla artmıştır ki Avrupa’ya kaçıp Jön Türkler arasına katılmanın bir siyasî züppelik haline geldiği o devirdeki olayları ve Selanik’te kurulan “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kimlerin yardımlarıyla nasıl teşekkül edebildiğini ayrı bir yazımızda inceleyeceğiz.
- Iftira Tarih Utansın
- 📚- mustafa MüftüOğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın Cilt 1 Sayfa 120-123

Bir Cevap Yazın