ORJINALINE GITMEK ICIN KONUNUNUZ
HAYAT IMAN VE CIHAD OLARAK HICBIR ORGUTU DESTEKLEMIYORUZ, YANLIS ANLASILMA OLMASIN
Yardımıyla İslâm’ı izzetli, kahrıyla şirki zelil kılan; emriyle işleri düzenleyen, hilesiyle kâfirlerin aklını başından alan, adaletiyle günlerin geçip gitmesini sağlayan, Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Allah’ın, onun kılıcıyla İslâm’ın nurunu yücelttiği kişiye olsun.
Ey kıymetli
ümmetim, muhakkak ki ben size yalan olmayan bir konuşma yapacağım. Umulur ki
bana kulak verirsiniz ve kalpleriniz idrak içinde olur. Muhakkak ki gözcü halkına yalan söylemez.
Haçlı düşman Irak’a girdiğinde ümmeti kontrolü
altına almayı ve Siyonist devletini Nil’den Fırat’a kadar olan topraklara
yerleştirmeyi amaçlıyordu. Allah, sizin çocuklarınız olan Mücahidlere,
Müslüman ülkelere aralıksız devam eden en vahşi haçlı saldırısı
karşısında durabilme başarısını verdi.
Mücahidler bu
saldırıya üç seneden daha fazla zaman boyunca karşı durdular. Bu süre
zarfında her şeylerini verdiler, canlarını ve mallarını feda ettiler. Malları,
zamanları, ırzları ve canları zarar gördü. Askeri, iktisadi ve basın yoluyla
yönetilen vahşi bir saldırıya tahammül ettiler. Bunları ancak ümmetlerini, dinlerini,
ümmetlerinin çocuklarını ve mukaddesatlarını savunmak için
yaptılar.
Allah (kâfirlerin) birlikteliğini böldü, bütünlüklerini
parçaladı. Hezimetleri, gözü gören ve kalbi idrak eden herkes için aşikâr
oldu.
İşte çocuklarınız –Allah’ın lûtfuyla-
saldırı ardına saldırı, hücum ardına hücum düzenliyorlar! Bir tek olan
Allah’ın lûtfuyla savaş alanında kontrolü ele geçirdiler. Şayet basın
kuruluşlarının işbirlikçi gizleyişleri olmasa, müthiş şeyler görürdünüz.
Vallahi cenkler ve kahramanlıkların meltemi üzerimize esiyor.
Ey
ümmetim, sizin Mücahid çocuklarınızın tümünü hazırlıklı kılarak
verdiği bu nimet için Allah’a şükür ve hamd etmeniz gerekir. Onlar ümmetinizi
müdafaa ediyorlar. Aksi takdirde Irak’taki Ehli-Sünnet’in kindar haçlı ile
hain Şii arasındaki hâli perişandı, Ehli-Sünnet’in kadınları
haçlıların ve kin besleyen Şiilerin elinde esirdiler. Ebu Ğureyb hapishanesi ve Şiilerin
elinde bulunan iç işlerinin hapishaneleri bizden çok uzakta değildir.
Değerli ümmetim, muhakkak ki biz Irak’ta, Rasulullah’ın (s.a.v.) gece
yolculuğu yaptığı (İsra) yere bir taş atımlık mesafedeyiz. Gözlerimizi
Beytu’l-Makdis’e (Mescid-i Aksa) dikmiş bir hâlde Irak’ta
savaşıyoruz! O Mescid-i Aksa ki ancak hidayet eden Kur’an ve zafer kazanan
kılıçla geri alınır. “Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin
yeter.” [Furkan: 31]
Ey Ümmetim! Tecrübeler, geçen günler,
çekilen sıkıntılar ve ahvaller göstermiştir ki sizin Allah’tan sonra,
çocuklarınız olan Mücahidlerden başka kimseniz yoktur. Onlar sizin müstahkem
kaleleriniz, sağlam zırhlarınız, atan kalplerinizdir. Sevincinizle sevinirler,
üzüntünüzle üzülürler. Geceleri sizin için çalışırlar, gayret gösterirler.
Ümmetlerinin içinde bulunduğu durum yüzünden kalpleri parçalanır. Ümmetleri için
duydukları endişeden ilk ve son sözleri şöyledir: “Allah’ım
ümmetimizden zilleti ve zulmü kaldır. Allah’ım ümmetimize şerefini ve
izzetini geri döndür.” (Amin)
Amerikan idaresine ve başlarında
bulunan haçın bayraktarlığını yapan Bush’a gelince, onlara ve onların
yörüngesinde dönen Yahudi, haçlı, Şii ve mürtetlere vd. şöyle diyoruz: Sizler
İslam diyarında rahat bulamayacaksınız, vallahi yaşam sizin için kolay
olmayacak!
Daha önce komutanımız Şeyh Usame bin Ladin
–Allah onu korusun ve gözetsin- sana (Bush) uzun süreli bir ateşkes sunmuştu.
Eğer o gün bunu kabul etseydin, senin ve seninle olanlar için daha iyi olacaktı. Ama
seni bundan kibrin ve büyüklenmen alıkoydu. Allah Tebareke ve Teâlâ’nın
lûtfuyla sen bu gün korku içinde, şaşkın, zarar uğramış bir biçimde;
şeytan çarpmış biri gibi doğuya ve batıya koşuyorsun. Hatta halkını ve
yardımcılarının akıllarını uyuşturarak çokça yalan söylemeye de
başladın. Mücahidler onlara darbelerini arttırdıkça, sende “durum kontrol
altında” diyerek yalanlarını ve uydurmalarını arttırdın. Sonra uzak
yakın herkes, iddia ettiklerinin yalan olduğunu gördü.
Hâlin içki
bağımlılığından kurtulmak için içki kullanana benzedi. Atalarında, senin
mahrum olduğun doğruluk bulunmasına rağmen sen bir an için kendine ve halkına
karşı dürüst olmadın. Niçin askerlerinin gerçeğini ve çöken savaşma
isteklerini ortaya çıkartmıyorsun? Ta ki halkın savaşın hakikatini öğrensin.
Niçin onlara askerlerinin ardı ardına intihar ettiklerini söylemiyorsun? Niçin onlara
askerlerinden her birinin ancak uyuşturucu hap aldıktan sonra uyuduklarını, bu
ilâçların onların akıllarını kaybettirdiklerini ve vahşi hayvanlara
dönüştüklerini; Siyonizm’i kabul etmiş, İncil’e göre hareket eden
generallerin onları boğazlanmaya ve helâke sürdüklerini haber vermiyorsun? Niçin
askerlerinin topluca firar ettiklerini, ordunun safları arasında yükselişe geçen
ayaklanmaları anlatmıyorsun?
Bilmiş ol ki ey yalancı, senin
rüyalarının karşısında bizim kanlarımız ve cesetlerimiz vardır. Gelecek
olan, Allah’ın yardımıyla daha şiddetli ve daha acı olacaktır.
Çürümüş demokrasi tiyatrosu ki o, insanlara özgürlük, mutluluk; maddi ve ruhi
istikrar umudunu aşıladıktan sonra Mezopotamya topraklarına getirdiğin şeydir.
Bunların hepsi Allah’ın gücü ve kuvveti sayesinde uçup gitti, geri gelmemek
üzere ortadan kayboldu. İşte sen bugün halkının ve destekçilerinin önünde
düştüğün zor ve utandırıcı konumdan, belki seni kurtarır diye iğrenç bir
hükümet kurmak için, her türlü hile ve her türlü araçla tüm sürüyü ve
senin kuyruğuna takılmış mürtet ortaklarını bir araya getirmeye
çalışıyorsun. Biz inanıyoruz ki önde gelenleri kim olursa olsun –ister kindar
Şii olsun, ister Siyonist olmuş lâik Kürtler olsun, isterse de işbirlikçi haksız yere
Ehli-Sünnet’e nispet edilenler olsun- Irak’ta oluşturulan herhangi bir
hükümet; uşak, haçlılara bağlı ve haçlıların müttefiki bir hükümettir.
Bu hükümet ancak İslâm ümmetinin kalbinde zehirli bir hançer olması için
kurulmuştur.
Amerika bugün tanklarının, uçaklarının, büyük
ordularının, kindar Şiilerin ordularından oluşan uşaklarının, Allah’ın
emriyle Mücahidlerle kesin sonuca ulaşacak bir savaşa giremeyeceğini idrak etmiştir.
Bu Ehli-Sünnet’e nispet edilen işbirlikçileri aracılığıyla cihadı ve
Mücahidleri kuşatabileceği hileli bir plana başvurmuştur. Bu kimseler
Ehli-Sünnet’in boynuna dolanan ip olmaya, Amerikalıları
başarısızlıklarının bataklıklarından ve Irak’ta helâk olmaktan
kurtarmaya razı olmuşlardır. Amerika, pis işlerini gizlemek için İslam simgelerini
perde olarak kullananlardan faydalandı. Bunlar efendilerini ordu ve polis teşkilatı
kurmalarının zorunluluğu konusunda teşvik ederler. Müslümanlara ise üstü
kapalı sözler söylerler ve bala zehir katarlar. Gaflet ve gafil görünme sebebiyle,
modern tarih boyunca ülkelerden herhangi birini işgal eden ve sömürenlerin
tümünün işgal ettikleri ülkeden birini yönetici seçtiklerini unuttular ve unutur gibi
yaptılar. Bu seçimi işgalcilerin işlerini kolaylaştırmak, ülkenin servetlerini gasp
etmek ve habis çıkarlarını garanti altına almak için yaparlar.
Allahu
Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sizden her kim onları dost edinirse, o da
onlardandır.” [Maide: 51] Yani dünya ve ahirette hükümleri (kâfirlerin)
hükümlerine tabidir. Yine şanı yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki Fir’avn, Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.”
[Kasas: 8] Bu sebeple asker ve polis teşkilatlarının hazırlanması için
çalışanları sakındırdığımız çağrımızı tekrarlıyoruz. O
teşkilatlar ki işgalcilerin planlarının uygulanması ve âlemlerin Rabbi’nin
indirdiği hükümlerden başka hükümlerin uygulanması için kurulmuşlardır. O
halde böyle işbirlikçi bir teşkilâta katılanları şiddetle sakındırırım!
Vallahi bizde onlar için keskin bir kılıçtan başkası yoktur. Aramızda
çocukların saçlarını beyazlatacak derecede korkunç geceler ve olaylar
vardır.
Allah şöyle buyuruyor: “İnananlar Allah yolunda
savaşırlar, inkâr edenler de tağût yolunda savaşırlar. O halde şeytanın
dostlarıyla savaşın; çünkü şeytanın hilesi zayıftır” [Nisa: 76]
Düşman, kendisinin ve bozuk araçlarının uğradığı başarısızlık
dolayısıyla iki grup insanı uyduruk parlamento tiyatrosuna çekmek istemektedir. Bunu,
Allah’ın sözünün en yüce olması için çalışan Mücahidlerin
kazandığı başarıları ortadan kaldırmak için yapmaktadırlar. Bu
insanların birinci grubu: Irak işgal edildiğinde cihad yükünü taşımamak ve
havasını solumamakla birlikte kendisini Mücahidlere yakınlaştırmaya
çalışan, onlara dalkavukluk edenlerdir. İkinci grup ise: İlk başta Mücahidlerle
birlikte haçlılarla yapılan savaşa katılanlardır. Ancak ameller sona erdikleri
duruma göre değerlendirilirler. Bu gruptaki insanların amelleri şer’i olarak sâlih
olmadı. Allah’ın bie gönderdiği şer’i araçlarla Allah’ın bize
gönderdiği şer’i araçlarla Allah’ın sözünün en yüce olması
için çalıştıkları sürece amelleri geçerli olur. Allah’ın sözünün
uygulanmadığı veya insanların koydukları kanunlarla birlikte uygulandığı;
Allah’a ortan koşan, tağutlara ait parti yoluyla çalışmakla değil. Amaçlar
araçları temize çıkarmaz. Hatta parlamentoya girip Allah’ın şeriatını
uygulayacağını iddia etseler bile. Günümüzde yaşananlar ve tarihi tecrübeler
onların söyledikleriyle çelişmekte ve söylediklerini yalanlamaktadır. Öyle ki
Irak’ın siyasi haritasına göz atan biri, parlamentoda sandalyeye sahip olanların
çoğunun Şii, lâik Kürt ve Ehli-Sünnet’e nispet edilenlerin olduğunu
görecektir. Çeşitli inanç metotlarına sahip kişilerin burada bulunması bile yeter. Bu
durum göstermektedir ki parlamento mizanında sürekli olarak ağır gelen kefe,
tağutların verdikleri hükümle olacaktır! Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın indirdiği şeylerin bir kısmından seni
şaşırtmalarından sakın!” [Maide: 49] “Sana indirilene ve senden
önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Onu inkâr etmeleri
emrolunmuş iken Tağut’un önünde muhakeme edilmelerini isterler. Hâlbuki
şeytan, onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” [Nisa: 60]
Size gelince ey samimi ve düşman karşısında dimdik duran Mücahidler! Allah
bizim ve sizin salih amellerinizi kabul etsin ve cihadınız ile ribatınızı kabul etsin.
Allah’ın lûtfu ve başarılı kılması sayesinde haçlı ilerleyişini
durdurdunuz ve güçten düşürdünüz. Düşman, hâlini kimsenin
kıskanmayacağı bir duruma geldi. O halde cihadınıza aralıksız devam edin,
operasyonlarınızı sıklaştırın, indirdiğiniz darbeleri kat kat arttırın.
Muhakkak ki yaptıklarınızı -vallahi- zaferdir. Vallahi yaptıklarınız haça
tapanların Mezopotamya’da hezimete uğradıklarını ilân etmeden önceki
son anlarıdır. Savaşma azimlerinin çökmesi, haçlı askerlerinde apaçık bir
gösterge haline gelmiştir. Öyleyse niyetlerinizi yenileyin, hatalarınızı ıslah edin ve
düşmanınızın üzerine bir kişi gibi saldırın! Bugün, düşmanınız
bir tek olan Allah’ın lûtfuyla savunmasız kalmış, iradesinden
soyutlanmış, azmi zayıflamış ve kemiği kırılmıştır. Ona nefes alma
fırsatı vermeyin. Ardı ardına darbeler indirmeye devam edin.
Ey
Allah’ın süvarileri atlarınıza binin! Ey bayraktarlar kalkın! Enbar şehrinin
aslanları nerede, Salahuddin’in aslanları nerede, Bağdat’ın yiğitleri
nerede, Ninova’nın babayiğitleri nerede, Diyala’nın kahramanları
nerede, Kürdistan’ın gözü pekleri nerede? Ya sizler neredesiniz ey tevhid
aslanları; ey Halid, Musenna, Saad, Mikdad ve Salahuddin’in torunları?
Muhacirler nerede, Ensar nerede, Tevbe ve Enfâl surelerinin ashabı nerede, Fetih ve
Kıtal (Muhammed) surelerinin ehli nerede?
Ey ümmetin öncüleri;
çocuklarını kaybedenler kimler, haçlıların hapishanelerinde bulunan kadınlar
kimin kadınları, kindar Şiilerin hapishanelerinde bulunan tertemiz kadınlar kimin
kadınları? Allah’ım hayat ancak ahiret hayatıdır, Muhacirlere ve
Ensar’a yardım et!
Yol kesen eşkıya ve haçlılarla işbirliği
yapanların cihadınızı kuşatmasından şiddetle sakının. Sakın, ama
sakın silah bırakmayın! Eğer silah bırakırsanız, o vakit, üzülür ve
pişman olursunuz, utanç duyar ve ayıplanırsınız, zillet ve ar, dünyada ve
ahirette yakanızdan düşmez. Muhakkak ki sizler Allah Subhanehu ve
Teâlâ’ya gece gündüz sizi Afganistan, Çeçenistan vd. yerlerdeki Allah
yolunda cihada götürecek yolu kolaylaştırsın diye dua ediyordunuz. Bütün
bunlardan sonra Allah Subhanehu ve Teâlâ size lûtufta bulundu, ülkenizde cihad yapma
imkânı tanıdı ve size cennetlerin kapısını açtı, böylece hakkınızda
hayrı diledi. Sakın ama sakın ey Mücahidler, bu kapıları günahlarınızla
kapatmayın. Sakın gücü elinize geçirdikten sonra, eğirdiği yünü söken
kadın gibi olmayın. Eğer cihad ülkenizde sona ererse; Allah elbette sizi zelil eder ve
elbette size en kötü şekilde azap eden, oğullarınızı boğazlayıp,
kadınlarınızı sağ bırakan en rezil insanları size musallat eder. Bu nimeti sizden
alır. “Eğer yüz çevirecek olursanız, Allah, yerinize başka bir toplum getirir de
onlar sizin gibi olmazlar.” [Muhammed: 38]
Son olarak ümmetimizi
Irak’ta Mücahidlerin Şura Meclisi’nin kurulduğu müjdesini veriyoruz. Bu
şura, Allah’ın gücü ve kuvveti sayesinde Allah’ın sözünün en
yüce olacağı İslâm Devleti’nin çekirdeğini oluşturacaktır.
Allah’a hamd olsun, çabalar yoğunlaşmaya, Allah’a ve Rasulüne itaat ve
Allah yolunda cihad etmek üzere anlaşmalar yapılmaya başlandı. Allah’ın
yardımıyla bu meclis her samimi Mücahidi şemsiyesi altına alacaktır.
Ben, Mezopotamya’daki El-Kaide grubunun komutanı olarak bu mübarek meclisin
yönetici kadrosunda bulunan üyelerinden biri olmaktan şeref duyuyorum!
Cihada ve Mücahidlere hizmet eden, izzetini Allahu Teâlâ’dan alan kardeşiniz
Ebu Mus’ab ez-Zerkavi.
Tarih: 23 Rabiyu’l Evvel 1427 Cuma
21
Nisan 2006 Cuma.
Âlemlerin Rabb’ine hamd olsun.
“Ey
İslâm ümmeti, muhakkak ki Irak, bu çağdaki en önemli cihad meydanıdır.
Ümmetin, İslâm’ın izzeti ve mukaddesatı için ön safta cihad eden
Irak’ta savaşan kahraman Mücahidleri desteklemesi gerekir!” [Eymen
Ez-Zevahiri]
“Vallahi, Allahu Teâlâ’nın izniyle Amerika
Irak’ta kesinlikle hezimete uğrayacaktır! Allah’ın yardımıyla
Mezopotamya topraklarından yenilgiye uğramış, bitkin ve küçük düşmüş
olarak çıkacaktır!” [Ebu Mus’ab ez-Zerkavi Rahimehullah…]

Bir Cevap Yazın